Senem Karabulut
Köşe Yazarı
Senem Karabulut
 

SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI

Ermenilerin bu feyizli ülkede hiçbir hakkı yoktur. –Gazi Mustafa Kemal Atatürk Batılıların tabiriyle Şark meselesi kapsamında uzun yıllardır Türkistan coğrafyasının batı kanadının parçalanması ve Türklerden arındırılması üzerine pek çok çalışma yapıldı. Bu planların kâğıda dökülmüş hali Sevr’di; lakin hiçbir batılı Balkanlardan çıkan bir Türk’ün Çanakkale’de attığı adımla başlayan kurtuluş mücadelesinin ötesini göremedi. Bu Türk Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tü. Savaş sanatında usta olan Türkleri, yenemeyen bu halklar mücadeleyi psikolojik savaşla kazanmaya çalıştı. Bilindiği üzere savaşla alınamayan memleketlerin dil,tarih, kültür ve ahlaki yapıları bozulmaya çalışılarak o ülkede iç huzursuzluğa sebep olacak eylemler gerçekleştirilir. Sözde Ermeni soykırımı ve sözde pontus meselesi sürekli Türkiye Cumhuriyeti’nin önüne getirilerek, bu iftiralara boyun eğmemiz beklenmektedir. Çok değil birkaç sene önce, elini pek çok milletin kanına bulamış, Şanlıurfa, Gaziantep ve Kahramanmaraş’ta işlediği savaş suçlarını kendileri işlememiş gibi davranmaktan geri durmayan ve sözde hümanizmin beşiği Fransa 24 Nisan’ı sözde ermeni soykırımının yıldönümü(?) vesilesiyle anacaklarını belirtti. Aynı zamanda ABD’nin yeni başkanı Joe Biden ise 1915 olaylarını, 24 Nisan günü “soykırım” olarak tanıdığını açıkladı. Vatikan ise yaptığı açıklamayla bu sözde soykırım meselesini tanıdığını belirtip konuyu Hitler’in Yahudilere yaptığı soykırıma bağladı. Kanada, Fransa, Arjantin de sözde soykırımı kabul ettiklerine dair açıklamalarda bulundu. Hatta 1915 olaylarını ilk “soykırım” olarak tanıyan ülkelerden biri olan Uruguay da dün bu konuda açıklama yaptı. Sözde düşünce özgürlüğünün beşiği olan Fransa’da Cumhurbaşkanı Macron sözde soykırım için düzenlenen anma törenine katıldı. Yapılan törende ASALA terör örgütü liderlerinden Ara Toranyan da bulunuyordu.  Ara Toranyan, diğer adıyla Jean-Marc Toranyan Fransa Ermeni Lobisi liderliği yapmaktadır. Ara Toranyan, 15 Temmuz 1983’te Fransa Orly Havalimanı’nda gerçekleştirilen bombalı saldırının failleri arasında . Yapılan saldırıda ikisi Türk, dördü Fransız olmak üzere sekiz kişi ölmüş, 55 kişi yaralanmıştı. Bu fotoğraf açıkça Türk düşmanlığının göstergesidir. Akdeniz’deki toprağımız KKTC’nin Cumhurbaşkanı Sn. Ersin Tatar kınama mesajı iletti. Kardeş ülke can Azerbaycan’da tüm partiler ortak karar ile Biden’in açıklamasını kınadılar.  Ukrayna, sözde Ermeni soykırımı ile ilgili yapılacak etkinlikleri yasakladı. Ukrayna'nın yayınladığı duyuru ile herhangi bir resmi yetkilinin Türkiye’yi ''soykırım'' ve benzeri ifadelerle suçlamaması emri verildi. Ülkemizde pek çok siyasi parti, sivil toplum kuruluşları, bazı sanatçılar Biden’in açıklamasının kabul edilemez olduğunu belirtti.   HDP ise sözde soykırım sonrası, Biden’in açıklamasını destekler nitelikte açıklama yaptılar. Türkiye’de pek çok ünlü isim ise sözde ermeni soykırımı ile ilgili bu konuda Türkiye aleyhinde olduğu aşikâr olan paylaşımlarda bulundu. Hazar Ergüçlü, Tilbe Saran, Nazlı Bulum, Meriç Aral, Zerrin Tekindor gibi – daha aklıma gelmeyen- ekranlarda sıkça gördüğümüz isimlerdi. Bu isimler yaptıkları paylaşımlar doğrultusunda sözde soykırımı andılar. Pek çok vatandaşımız bu isimli sanatçılara tepkisini sosyal medya üzerinden yayınlamış bulundu. Bu paylaşımları tepki aldıktan sonra silmek bir şey değiştirmemektedir. Türkiye’de herkesin farklı düşünceye sahip olması bittabi en doğal olanıdır fakat ülkemize atılan iftiraya popülist bir şekilde yaklaşıp bunu desteklemek şahsım adına büyük hatadır. Sessiz kalan aydınlar ve sanatçıların olması da ayrı üzücü. Yaşadığımız ülke köklü tarihe sahiptir. Türkiye Cumhuriyeti 1923 yılında kurulsa da geçmişi bu tarihten fazladır. Bu köklü tarihi okuduğumuz kadarıyla da –ki akıl ve mantık dâhilinde okuyabilen herkes için- bir soykırım olmadığı aşikârdır. Yıllardır barbar olarak nitelendirilen Türklerin tarihinde barbarlık görülmediği de ortadadır. Aykırı gazetesinin haberine göre, Sabah Gazetesi yazarı Hilal Kaplan’ın “ermeni soykırımı yapıldı” sloganlarının atıldığı eyleme katılmasından sonra Ermeni diasporasına yakın bir oluşum tarafından ödül aldığı ortaya çıktı. İngiliz Başkonsolosluğunda düzenlenen programa pek çok diplomatın katıldığı da haberin içeriğinde yer almaktadır. Aynı zamanda bu davette Osman Kavala, İngiltere ve ABD başkonsolosu da katıldığı da Aykırı gazetesi tarafından yayınlandı. Örneğin Berk Atan’ın konunun siyasi değil, kendi devletimize karşı yapılan haksız bir iftira olduğunu ve kabul edilemez olduğunu belirtti. Benim de bahsettiğim popülizmden uzaklaşma hususu buydu. Fakat medyada öne çıkabilmek umarım devletimiz aleyhinde konuşmakla olmuyordur. Aslında bu yaptığım fişlemek ya da ifşa etmek değildir. Günümüzde sosyal ağlar sayesinde silinen bir şeyi geri getirmek mümkün olmaktadır. Herkes kendi akıl ve mantığı doğrultusunda insanlara bakış açısını belirleyebilmektedir. Bu yaptığım Ulu Önder Atatürk’ün bize emanet ettiği 23 Nisan’ı kutladıktan sonra önümüze uydurulma olarak sürülen bir günü anma gayreti içinde bulunan kimselerin kim olduğunu unutmamaktır. Bu dağın görünen kısmıyken görünmeyen kısmı daha da kötü olabilir. Değineceğim konular çok basit ve yerinde olduğunu düşünmemle birlikte, bakmamız gereken açı Türk Devleti’nin maruz kaldığı iftiralardır. Kıbrıs İlim Üniversitesi’nden Ata Atun, Yurdagül Atun’un hazırladığı Sözde Ermeni Soykırımının Var Olmayan Toplu Mezarları makalenin sonuç kısmında da okuduğumuz üzere “Osmanlı arşivlerindeki kayıtlara göre söz konusu tehcirin, 1915 yılının Mayıs ayında başlayıp, Kasım ayında sona erdiği görülür. Tehcirin, ilkbaharın son ayında tamamlanması, yani, bütün yaz boyunca ve sonbaharın ilk aylarında gerçekleşmiş olması nedeni ile kayıtlarda, soğuktan donma sebepli herhangi bir ölüm vakasına rastlanmamıştır. Ermenilerin iddia ettikleri gibi 5 aylık tehcir süresi içinde bir buçuk milyon (1,500,000) Ermeni öldürülmüş ise basit bir matematik hesaplaması ile ortalama olarak günde on bin (10,000) kişinin öldürülmüş olması gerektir. Bu ortalama ölüm sayısına göre, asgari olarak 150 tane, 2800 m2 büyüklüğünde, yaklaşık 50 x 56 m. boyutlarında toplu mezarın kazma ve kürekle kazılması ve bunların bir yerlerde olması gerekmektedir. Böylesi büyük boyutlarda bir katliam veya da soykırım eyleminde görev almış 8,257 kişiden hiç birinin yaşamları boyunca ağızlarını açmamış veya müzevirlik yapmamış olmaları ve hiçbir kimsenin bir tane bile iddia edilen soykırımda öldürülen kişileri içeren toplu bir mezar gösterememiş olması, soykırım iddiaları üzerine gölge düşürmekte ve Ermeni tezlerinin inanılırlığını sarsmaktadır. 1915 yılında Anadolu, Suriye, Irak ve Ermenistan’da yaşayan Ermeniler ile ilgili yazılan raporlar incelendiği vakit Ermenilerin sayısının 600 yüz binden 1 milyon 700 bine kadar değişen rakamların olduğu görülmektedir. İddia edildiği gibi 1915 yılında 1 buçuk milyon Ermeni katledilmiş olması halinde, -savaş sonrasında ABD Senatosu tarafından yayınlanan raporlarda görüldüğü gibi- 1923 yılında Anadolu, Suriye ve Rusya’da yaşayan Ermenilerin sayısının 1,414,000, ABD ile Avrupa’ya göç eden Ermenilerin sayısının da 817,873 olamayacağı matematiksel olarak açıktır.   ABD Hükümetinin söz konusu yıllarda Anadolu’ya gönderdiği Yakın Doğu Yardım Örgütü Heyetinin Raporlarının herhangi bir paragrafında da, sözü edilen katliam, soykırım ile benzer bir anlam içeren başka bir kelimeden veya başka bir içerikten söz edilmemektedir. (Fotoğraf internet üzerinden alınmıştır.)   Türk Ermeni ilişkileri tarihini 5. Yüzyılın ortalarından itibaren görmek mümkündür. Ermeni Tarihçi Khorenli Moses’in kayıtlarında ise M.Ö. 149-127 yılları arasında ilişkilerin başladığını görmekteyiz. Selçuklu Devleti’nden günümüze kadar Türk Ermeni ilişkileri yakın temaslı olarak devam etmiştir. Özellikle Osmanlı Devleti’nde Ermeni halkı çokça imtiyaz sahibi olmuştur. Ermeni Patrik kilisesine verilen fermanlara göre; Kendi aralarında evlenmelerine müsaade edilecek İstanbul ve taşrada Ermenilere verilmiş olan kilise, manastır ve ziyaret yerlerinin onarımlarına ya da yeniden inşa edilmesine müsaade edilmesine izi alınmak şartıyla müsaade edilecek Patrik günlük hayatında, bindiği taşıtlarda, yolculuk ederken geçtiği yerlerde, yanındaki korumaları ve adamları dâhil olmak üzere kıyafet değiştirebilecek ve özel kıyafet giyebilecek Patriğin yanında taşıdığı asaya asla müdahale edilmeyecek Diğer gayrimüslimler gibi cizye ödeyerek askerlik hizmetinden muaf tutulacak Patrik ve yardımcılarının yanında bulundurdukları eşyalardan vergi alınmayacak. Patriğin yaşamı idame ettirmek için kurduğu bağların mahsulünden, ermeni ahalinin verdiği şıra, yağ, bal ve diğer eşyaların taşınmasında iskele ve kapılardaki görevli memurlar yardımcı olacaktır. (TELLİOĞLU İbrahim, Türk Ermeni İlişkileri ve 1915 Olayları, 2015) Osmanlı Devleti’nin sağladığı imtiyazlar özellikle batılıların ekonomik menfaatleri için, Osmanlı ile iyi ilişki kurmasına sebep olmuştur. Özellikle Tanzimat dönemine kadar ilişkilerde bir problem olmadığı gözlemlenmektedir. Bu dönemde gücü azaltılan Ermeni patrikhanesi, kendilerini Ermeni toplumunun önderi olarak gösteren bazı siviller öne çıkarmıştır. 93 harbi sonrasında meselenin uluslararası sorun hale gelmesi bu grubun etkisi sayesindedir. Osmanlı Devleti’nin kudretli zamanlarında kitlesel bir problem yaşanmamıştı. Aslında genel itibariyle bir devlet her manada güçlüyse isyan politikası yok denecek kadar azdır; fakat ne zaman ki bir devlet güç olarak düşmeye başlar o zaman isyan ve başkaldırı ortaya çıkar diyebiliriz. Selçuklu Devleti döneminde Çukurova’da çıkan isyanlarda olduğu gibi ayaklanmalar bastırılmış ama Ermeni ahalisi cezalandırılmamıştı. Hatta diğer vatandaşlar tarafından hor görülmemesine dışlanmasına müsaade edilmemişti. 1. Dünya Savaşının başlaması ile zorunlu sevk ve iskân kanunu çıkarılmıştı. Osmanlı Devleti savaşa girdiği sırada Ermeni komitelerinin faaliyetleri ve çıkardığı isyanların zamanla kesilebileceği öngörüsü niteliğinde uygulanmıştır. Ermeniler özellikle Fransa, İngiltere gibi pek çok devletin desteğinin almasından kaynaklı dış bağlantıların koparılması beklenmekteydi.  Aralık 1912’te Talat Paşa’nın doğudaki vilayetlere gönderdiği gizli talimatta Ermenilerin eğitimiyle ilgilenen yabancı kuruluşların ve memurlarının da başka bölgelere gönderilmesi gerektiğini düşünmekteydi. Şubat 1915’te Ermenilerde silah mühimmat gibi pek çok yanıcı ve patlayıcı eşya bulunması bir ihtilal hazırlığının göstergesi olduğundan tedbirler artırılmış ve hatta bu konuda bağı olmayan Ermenilere bir baskı uygulanmaması konusunda karar alınmıştı. 24 Nisan’da ayrılıkçı Ermeni komitelerinin faaliyetlerine yönelik ilk girişim yapıldı. Kamuoyunda zorunlu göçün yani sözde soykırımın başladığı tarih olarak öne çıksa da hükümet bu dönemde ermeni komitelerinin kapatılması kararı almıştı. O dönemde Hınçak ve Taşnak partisinden 2345 kişi tutuklanmış ve Ankara’ya nakledilmişti. Bu ayrılıkçılara yönelik ilk tedbirdi. O dönem cephe gerisinde güvenliği sağlamak maksadıyla Başkumandan vekili Enver Paşa, Dâhiliye Nazırı Talat Paşa’ya bir yazı yollamış ve “bir mahzuru yoksa isyancıların ailelerini ve isyan bölgesi halkını sınırlarımız dışına göndermeyi ve onların yerine dışarıdan gelen Müslüman halkın yerleştirilmesini tercih ederim.” Demişti. Bahsedilen Müslüman halk Ruslar tarafından sürülerek bölgeye sığınmak zorunda kalan göçmenlerdi. Bu mektup üzerine zorunlu göç başladı. Bu zorunlu göç esnasında açlıktan, hastalıktan hayatını kaybeden Ermeniler mevcuttur; lakin iddia edildiği gibi toplu infaz ya da sözde bir soykırıma ait delile rastlanmamıştır. Özellikle toplu mezarların olduğu konusunda iddiada bulunan devletlerin de çok iyi bildiği gibi Ermenilerin topluca gömüldüğü bir mezar bulunmamaktadır. Aksine o dönemde Türk halkının katledildiği ve toplu mezarlara gömüldüğü bilinmektedir. Özellikle bu dönemde alınan tedbirler yeterli olmamış hatta ermeni komiteleri Rus ordusuna Osmanlı ordusuyla alakalı casusluk yapmış hatta köylere saldırmaya oradaki vatandaşları katletmeye başlamıştır. Birinci Dünya Savaşı döneminde Ermenilerin esir sivil Türk halkına yaptığı soykırımı sonrasında toplu mezara gömülen 30 Türk'e ait iskeletler 1986 yılında Iğdır’da çıkarıldı ve bu görüntüler kamuyla paylaşılmıştı. (Fotoğraf internet üzerinden alınmıştır. Soldaki caninin elinde kalp, sağdakinin elinde ise annesinin karnı parçalanarak alınmış bir bebek var! Ermenilerin Muş'ta yaptığı katliamın fotoğrafıdır.) Özellikle zorunlu göç kapmasından pek çok ermeni muaf tutulmuş, isyancıların sürgünü hususu üzerinde durulmuştur. Hatta o dönemde Ermenilere şiddet eyleminde bulunan kişilere ağır cezalar verilmiştir. O dönemin Kaymakamı Şehit Kemal Bey ise kanunu uygularken Ermeni komitecilerin iftiralarına maruz kalmıştı. Toplu bir şekilde ermeni katliamı yapmaktan ve onların mallarını gasp etme üzerine yargılandı ve idam edildi. Milli Şehit Kemal Bey, İngiliz muhipleri cemiyeti üyesi Nemrut Kürt Mustafa başkanlığındaki mahkeme tarafından idamına karar verilen, ermeni lobisi ve ermeni terörüne şehit verdiğimiz ilk devlet görevlisidir. Genel itibariyle 106 yıldır konuşulan bu mesele hala Ermenistan’ın, yanındaki Rus, Fransız, İngiliz destekçileriyle “özür” beklemektedir. 9 Mart 2010’da Sevan Nişanyan’ın Fatih Altaylı ile yaptığı programda Türklerin sözde soykırımı kabul edip özür dilemesini beklediklerini ve Türklerin kabul etmemesinin sebebinin Türk devleti yöneticileri olduğunu belirtmişti. Özellikle 1915’ten günümüze kadar isyanları ve bu isyanlara yapılan tepkileri inceledikten sonra görüyoruz ki İngiltere’de daha önceden paylaştırılan Osmanlı topraklarını önümüze Sevr anlaşması olarak sunulmuştu. Ermeniler de bu sözde anlaşmadan pay alacakları ümidiyle Fransa, Rusya, İngiltere gibi devletleri kullanacakları hayali kurmuş ve bu yolda koşmuştu. Bu yolda koşarken günden güne güç kaybeden Osmanlı Devleti’nin karşısına çıkma cüretlerinin yegâne sebebi güçlü sandıkları devletlerin onlara destek çıkmasıydı. Bu hayal Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları sayesinde yıkıldı. Bugün hala Ermenistan’a pek çok devletin bu hususta destek çıktığını görmekteyiz. Kimileri savaş dönemleri herkes birbirine vurdu, “özür” dilenerek bu husus kapatılabilir demekte, kimisi Ermenilerin o dönem hayat sigortası yaptırdığını ve tazminat ödenmesi gerektiği hakkında konuşuyor. Hatta bazısı haddini aşarak toprak talep ediyor. Fakat bu hususa gelene kadar bilinmelidir ki, tarihin her döneminde savaşlar oldu. 1915 olayları açık ve nettir. Devletin zayıfladığı anda dışarıdan destek alınarak iç karışıklığa sebep olmaya çalışanlar iskân kanunuyla başka yerlere gönderildiler. Bunun adına soykırım derseniz o zaman Rusya’nın Kırım’da işlediği suça yeni bir isim bulmamız gerekir, zira Rusya’nın Kırım’da yaptığını soykırım olarak nitelendirirsek Ermeni meselesi iskân kanunu olarak tüm dünya tarafından kabul görmek durumundadır. Türkiye Cumhuriyeti devleti bugün bazı devletler tarafından suç işlemekle itham edilmektedir. Türklerin tarihinde yaralı taşıyan gemiye ateş açıldığını okumazsınız. Türklerin tarihinde işgal ettiği devlet topraklarında savaş suçu işlediğini okumazsınız. Türklerin tarihinde farklı etnik kökenden insanları bir gemiye bindirip daha sonra o gemiyi suların içinde batırmayı okumazsınız. Türklerin tarihinde insanları kazığa oturtmayı okumazsınız. Fakat İngiliz, Fransız, Rus vb gibi devletlerin tarihlerinde bunu okursunuz. Savaşı bir sanat olarak gören Türkler tarih boyunca kuralına göre savaşmışlardı. Genel itibariyle ufak ufak değindiğim bu sözde ermeni soykırımı meselesi Türkiye Cumhuriyeti devletinin yumuşak karnı olarak görülmekte ve her sene kullanılmaktadır. Azerbaycan’ın 2020’de Şuşa’yı işgalci ve soykırımcı Ermenistan’dan geri alması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Azerbaycan’ı desteklemesi dünyada büyük bir yankı uyandırmıştı. Bu desteğin sonucunda dünya devletlerinden böyle bir cevap geleceği mümkündü; fakat Hocalı ’da yaptığı soykırımlarda hayatını idame ettirmeye çalışan Ermenistan bu gün de destekçilerini yanına almış ve piyon olarak kullanılmayı kabul etmiştir. Sözde soykırımı reddetmek sizi faşist yapmaz, ama bu sözde olayı desteklemek… Buna ihanet demek şahsımın hakkıdır. Bu akıl karıştırıcı metnimi, sözde soykırımı inkâr ederlerse Türk milliyetçisi görünecekler diye ödü kopan bilumum insanlara Atatürk’ün bir sözüyle bitirmek istiyorum: Türk milliyetçiliği, ilerleme ve gelişme yolunda milletlerarası temas ve ilişkilerde, bütün çağdaş milletlere paralel ve onlarla bir ahenkte yürümekle beraber, Türk toplumunun hususî seciyelerini ve başlı başına müstakil hüviyetini korumaktır. –Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
Ekleme Tarihi: 26 Nisan 2021 - Pazartesi

SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI

Ermenilerin bu feyizli ülkede hiçbir hakkı yoktur. –Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Batılıların tabiriyle Şark meselesi kapsamında uzun yıllardır Türkistan coğrafyasının batı kanadının parçalanması ve Türklerden arındırılması üzerine pek çok çalışma yapıldı. Bu planların kâğıda dökülmüş hali Sevr’di; lakin hiçbir batılı Balkanlardan çıkan bir Türk’ün Çanakkale’de attığı adımla başlayan kurtuluş mücadelesinin ötesini göremedi. Bu Türk Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tü.

Savaş sanatında usta olan Türkleri, yenemeyen bu halklar mücadeleyi psikolojik savaşla kazanmaya çalıştı. Bilindiği üzere savaşla alınamayan memleketlerin dil,tarih, kültür ve ahlaki yapıları bozulmaya çalışılarak o ülkede iç huzursuzluğa sebep olacak eylemler gerçekleştirilir.

Sözde Ermeni soykırımı ve sözde pontus meselesi sürekli Türkiye Cumhuriyeti’nin önüne getirilerek, bu iftiralara boyun eğmemiz beklenmektedir. Çok değil birkaç sene önce, elini pek çok milletin kanına bulamış, Şanlıurfa, Gaziantep ve Kahramanmaraş’ta işlediği savaş suçlarını kendileri işlememiş gibi davranmaktan geri durmayan ve sözde hümanizmin beşiği Fransa 24 Nisan’ı sözde ermeni soykırımının yıldönümü(?) vesilesiyle anacaklarını belirtti. Aynı zamanda ABD’nin yeni başkanı Joe Biden ise 1915 olaylarını, 24 Nisan günü “soykırım” olarak tanıdığını açıkladı.

Vatikan ise yaptığı açıklamayla bu sözde soykırım meselesini tanıdığını belirtip konuyu Hitler’in Yahudilere yaptığı soykırıma bağladı. Kanada, Fransa, Arjantin de sözde soykırımı kabul ettiklerine dair açıklamalarda bulundu. Hatta 1915 olaylarını ilk “soykırım” olarak tanıyan ülkelerden biri olan Uruguay da dün bu konuda açıklama yaptı.

Sözde düşünce özgürlüğünün beşiği olan Fransa’da Cumhurbaşkanı Macron sözde soykırım için düzenlenen anma törenine katıldı. Yapılan törende ASALA terör örgütü liderlerinden Ara Toranyan da bulunuyordu.  Ara Toranyan, diğer adıyla Jean-Marc Toranyan Fransa Ermeni Lobisi liderliği yapmaktadır. Ara Toranyan, 15 Temmuz 1983’te Fransa Orly Havalimanı’nda gerçekleştirilen bombalı saldırının failleri arasında . Yapılan saldırıda ikisi Türk, dördü Fransız olmak üzere sekiz kişi ölmüş, 55 kişi yaralanmıştı. Bu fotoğraf açıkça Türk düşmanlığının göstergesidir.

Akdeniz’deki toprağımız KKTC’nin Cumhurbaşkanı Sn. Ersin Tatar kınama mesajı iletti. Kardeş ülke can Azerbaycan’da tüm partiler ortak karar ile Biden’in açıklamasını kınadılar.  Ukrayna, sözde Ermeni soykırımı ile ilgili yapılacak etkinlikleri yasakladı. Ukrayna'nın yayınladığı duyuru ile herhangi bir resmi yetkilinin Türkiye’yi ''soykırım'' ve benzeri ifadelerle suçlamaması emri verildi.

Ülkemizde pek çok siyasi parti, sivil toplum kuruluşları, bazı sanatçılar Biden’in açıklamasının kabul edilemez olduğunu belirtti.  

HDP ise sözde soykırım sonrası, Biden’in açıklamasını destekler nitelikte açıklama yaptılar. Türkiye’de pek çok ünlü isim ise sözde ermeni soykırımı ile ilgili bu konuda Türkiye aleyhinde olduğu aşikâr olan paylaşımlarda bulundu. Hazar Ergüçlü, Tilbe Saran, Nazlı Bulum, Meriç Aral, Zerrin Tekindor gibi – daha aklıma gelmeyen- ekranlarda sıkça gördüğümüz isimlerdi. Bu isimler yaptıkları paylaşımlar doğrultusunda sözde soykırımı andılar. Pek çok vatandaşımız bu isimli sanatçılara tepkisini sosyal medya üzerinden yayınlamış bulundu. Bu paylaşımları tepki aldıktan sonra silmek bir şey değiştirmemektedir. Türkiye’de herkesin farklı düşünceye sahip olması bittabi en doğal olanıdır fakat ülkemize atılan iftiraya popülist bir şekilde yaklaşıp bunu desteklemek şahsım adına büyük hatadır. Sessiz kalan aydınlar ve sanatçıların olması da ayrı üzücü.

Yaşadığımız ülke köklü tarihe sahiptir. Türkiye Cumhuriyeti 1923 yılında kurulsa da geçmişi bu tarihten fazladır. Bu köklü tarihi okuduğumuz kadarıyla da –ki akıl ve mantık dâhilinde okuyabilen herkes için- bir soykırım olmadığı aşikârdır. Yıllardır barbar olarak nitelendirilen Türklerin tarihinde barbarlık görülmediği de ortadadır.

Aykırı gazetesinin haberine göre, Sabah Gazetesi yazarı Hilal Kaplan’ın “ermeni soykırımı yapıldı” sloganlarının atıldığı eyleme katılmasından sonra Ermeni diasporasına yakın bir oluşum tarafından ödül aldığı ortaya çıktı. İngiliz Başkonsolosluğunda düzenlenen programa pek çok diplomatın katıldığı da haberin içeriğinde yer almaktadır. Aynı zamanda bu davette Osman Kavala, İngiltere ve ABD başkonsolosu da katıldığı da Aykırı gazetesi tarafından yayınlandı.

Örneğin Berk Atan’ın konunun siyasi değil, kendi devletimize karşı yapılan haksız bir iftira olduğunu ve kabul edilemez olduğunu belirtti. Benim de bahsettiğim popülizmden uzaklaşma hususu buydu. Fakat medyada öne çıkabilmek umarım devletimiz aleyhinde konuşmakla olmuyordur.

Aslında bu yaptığım fişlemek ya da ifşa etmek değildir. Günümüzde sosyal ağlar sayesinde silinen bir şeyi geri getirmek mümkün olmaktadır. Herkes kendi akıl ve mantığı doğrultusunda insanlara bakış açısını belirleyebilmektedir. Bu yaptığım Ulu Önder Atatürk’ün bize emanet ettiği 23 Nisan’ı kutladıktan sonra önümüze uydurulma olarak sürülen bir günü anma gayreti içinde bulunan kimselerin kim olduğunu unutmamaktır. Bu dağın görünen kısmıyken görünmeyen kısmı daha da kötü olabilir.

Değineceğim konular çok basit ve yerinde olduğunu düşünmemle birlikte, bakmamız gereken açı Türk Devleti’nin maruz kaldığı iftiralardır. Kıbrıs İlim Üniversitesi’nden Ata Atun, Yurdagül Atun’un hazırladığı Sözde Ermeni Soykırımının Var Olmayan Toplu Mezarları makalenin sonuç kısmında da okuduğumuz üzere “Osmanlı arşivlerindeki kayıtlara göre söz konusu tehcirin, 1915 yılının Mayıs ayında başlayıp, Kasım ayında sona erdiği görülür. Tehcirin, ilkbaharın son ayında tamamlanması, yani, bütün yaz boyunca ve sonbaharın ilk aylarında gerçekleşmiş olması nedeni ile kayıtlarda, soğuktan donma sebepli herhangi bir ölüm vakasına rastlanmamıştır.

Ermenilerin iddia ettikleri gibi 5 aylık tehcir süresi içinde bir buçuk milyon (1,500,000) Ermeni öldürülmüş ise basit bir matematik hesaplaması ile ortalama olarak günde on bin (10,000) kişinin öldürülmüş olması gerektir.

Bu ortalama ölüm sayısına göre, asgari olarak 150 tane, 2800 m2 büyüklüğünde, yaklaşık 50 x 56 m. boyutlarında toplu mezarın kazma ve kürekle kazılması ve bunların bir yerlerde olması gerekmektedir.

Böylesi büyük boyutlarda bir katliam veya da soykırım eyleminde görev almış 8,257 kişiden hiç birinin yaşamları boyunca ağızlarını açmamış veya müzevirlik yapmamış olmaları ve hiçbir kimsenin bir tane bile iddia edilen soykırımda öldürülen kişileri içeren toplu bir mezar gösterememiş olması, soykırım iddiaları üzerine gölge düşürmekte ve Ermeni tezlerinin inanılırlığını sarsmaktadır.

1915 yılında Anadolu, Suriye, Irak ve Ermenistan’da yaşayan Ermeniler ile ilgili yazılan raporlar incelendiği vakit Ermenilerin sayısının 600 yüz binden 1 milyon 700 bine kadar değişen rakamların olduğu görülmektedir. İddia edildiği gibi 1915 yılında 1 buçuk milyon Ermeni katledilmiş olması halinde, -savaş sonrasında ABD Senatosu tarafından yayınlanan raporlarda görüldüğü gibi- 1923 yılında Anadolu, Suriye ve Rusya’da yaşayan Ermenilerin sayısının 1,414,000, ABD ile Avrupa’ya göç eden Ermenilerin sayısının da 817,873 olamayacağı matematiksel olarak açıktır.  

ABD Hükümetinin söz konusu yıllarda Anadolu’ya gönderdiği Yakın Doğu Yardım Örgütü Heyetinin Raporlarının herhangi bir paragrafında da, sözü edilen katliam, soykırım ile benzer bir anlam içeren başka bir kelimeden veya başka bir içerikten söz edilmemektedir.

(Fotoğraf internet üzerinden alınmıştır.)

 

Türk Ermeni ilişkileri tarihini 5. Yüzyılın ortalarından itibaren görmek mümkündür. Ermeni Tarihçi Khorenli Moses’in kayıtlarında ise M.Ö. 149-127 yılları arasında ilişkilerin başladığını görmekteyiz. Selçuklu Devleti’nden günümüze kadar Türk Ermeni ilişkileri yakın temaslı olarak devam etmiştir. Özellikle Osmanlı Devleti’nde Ermeni halkı çokça imtiyaz sahibi olmuştur. Ermeni Patrik kilisesine verilen fermanlara göre;

  • Kendi aralarında evlenmelerine müsaade edilecek
  • İstanbul ve taşrada Ermenilere verilmiş olan kilise, manastır ve ziyaret yerlerinin onarımlarına ya da yeniden inşa edilmesine müsaade edilmesine izi alınmak şartıyla müsaade edilecek
  • Patrik günlük hayatında, bindiği taşıtlarda, yolculuk ederken geçtiği yerlerde, yanındaki korumaları ve adamları dâhil olmak üzere kıyafet değiştirebilecek ve özel kıyafet giyebilecek
  • Patriğin yanında taşıdığı asaya asla müdahale edilmeyecek
  • Diğer gayrimüslimler gibi cizye ödeyerek askerlik hizmetinden muaf tutulacak
  • Patrik ve yardımcılarının yanında bulundurdukları eşyalardan vergi alınmayacak. Patriğin yaşamı idame ettirmek için kurduğu bağların mahsulünden, ermeni ahalinin verdiği şıra, yağ, bal ve diğer eşyaların taşınmasında iskele ve kapılardaki görevli memurlar yardımcı olacaktır.

(TELLİOĞLU İbrahim, Türk Ermeni İlişkileri ve 1915 Olayları, 2015)

Osmanlı Devleti’nin sağladığı imtiyazlar özellikle batılıların ekonomik menfaatleri için, Osmanlı ile iyi ilişki kurmasına sebep olmuştur. Özellikle Tanzimat dönemine kadar ilişkilerde bir problem olmadığı gözlemlenmektedir. Bu dönemde gücü azaltılan Ermeni patrikhanesi, kendilerini Ermeni toplumunun önderi olarak gösteren bazı siviller öne çıkarmıştır. 93 harbi sonrasında meselenin uluslararası sorun hale gelmesi bu grubun etkisi sayesindedir.

Osmanlı Devleti’nin kudretli zamanlarında kitlesel bir problem yaşanmamıştı. Aslında genel itibariyle bir devlet her manada güçlüyse isyan politikası yok denecek kadar azdır; fakat ne zaman ki bir devlet güç olarak düşmeye başlar o zaman isyan ve başkaldırı ortaya çıkar diyebiliriz. Selçuklu Devleti döneminde Çukurova’da çıkan isyanlarda olduğu gibi ayaklanmalar bastırılmış ama Ermeni ahalisi cezalandırılmamıştı. Hatta diğer vatandaşlar tarafından hor görülmemesine dışlanmasına müsaade edilmemişti.

1. Dünya Savaşının başlaması ile zorunlu sevk ve iskân kanunu çıkarılmıştı. Osmanlı Devleti savaşa girdiği sırada Ermeni komitelerinin faaliyetleri ve çıkardığı isyanların zamanla kesilebileceği öngörüsü niteliğinde uygulanmıştır. Ermeniler özellikle Fransa, İngiltere gibi pek çok devletin desteğinin almasından kaynaklı dış bağlantıların koparılması beklenmekteydi.  Aralık 1912’te Talat Paşa’nın doğudaki vilayetlere gönderdiği gizli talimatta Ermenilerin eğitimiyle ilgilenen yabancı kuruluşların ve memurlarının da başka bölgelere gönderilmesi gerektiğini düşünmekteydi.

Şubat 1915’te Ermenilerde silah mühimmat gibi pek çok yanıcı ve patlayıcı eşya bulunması bir ihtilal hazırlığının göstergesi olduğundan tedbirler artırılmış ve hatta bu konuda bağı olmayan Ermenilere bir baskı uygulanmaması konusunda karar alınmıştı.

24 Nisan’da ayrılıkçı Ermeni komitelerinin faaliyetlerine yönelik ilk girişim yapıldı. Kamuoyunda zorunlu göçün yani sözde soykırımın başladığı tarih olarak öne çıksa da hükümet bu dönemde ermeni komitelerinin kapatılması kararı almıştı. O dönemde Hınçak ve Taşnak partisinden 2345 kişi tutuklanmış ve Ankara’ya nakledilmişti. Bu ayrılıkçılara yönelik ilk tedbirdi.

O dönem cephe gerisinde güvenliği sağlamak maksadıyla Başkumandan vekili Enver Paşa, Dâhiliye Nazırı Talat Paşa’ya bir yazı yollamış ve “bir mahzuru yoksa isyancıların ailelerini ve isyan bölgesi halkını sınırlarımız dışına göndermeyi ve onların yerine dışarıdan gelen Müslüman halkın yerleştirilmesini tercih ederim.” Demişti. Bahsedilen Müslüman halk Ruslar tarafından sürülerek bölgeye sığınmak zorunda kalan göçmenlerdi. Bu mektup üzerine zorunlu göç başladı. Bu zorunlu göç esnasında açlıktan, hastalıktan hayatını kaybeden Ermeniler mevcuttur; lakin iddia edildiği gibi toplu infaz ya da sözde bir soykırıma ait delile rastlanmamıştır. Özellikle toplu mezarların olduğu konusunda iddiada bulunan devletlerin de çok iyi bildiği gibi Ermenilerin topluca gömüldüğü bir mezar bulunmamaktadır. Aksine o dönemde Türk halkının katledildiği ve toplu mezarlara gömüldüğü bilinmektedir.

Özellikle bu dönemde alınan tedbirler yeterli olmamış hatta ermeni komiteleri Rus ordusuna Osmanlı ordusuyla alakalı casusluk yapmış hatta köylere saldırmaya oradaki vatandaşları katletmeye başlamıştır.

Birinci Dünya Savaşı döneminde Ermenilerin esir sivil Türk halkına yaptığı soykırımı sonrasında toplu mezara gömülen 30 Türk'e ait iskeletler 1986 yılında Iğdır’da çıkarıldı ve bu görüntüler kamuyla paylaşılmıştı.

(Fotoğraf internet üzerinden alınmıştır. Soldaki caninin elinde kalp, sağdakinin elinde ise annesinin karnı parçalanarak alınmış bir bebek var! Ermenilerin Muş'ta yaptığı katliamın fotoğrafıdır.)

Özellikle zorunlu göç kapmasından pek çok ermeni muaf tutulmuş, isyancıların sürgünü hususu üzerinde durulmuştur. Hatta o dönemde Ermenilere şiddet eyleminde bulunan kişilere ağır cezalar verilmiştir.

O dönemin Kaymakamı Şehit Kemal Bey ise kanunu uygularken Ermeni komitecilerin iftiralarına maruz kalmıştı. Toplu bir şekilde ermeni katliamı yapmaktan ve onların mallarını gasp etme üzerine yargılandı ve idam edildi. Milli Şehit Kemal Bey, İngiliz muhipleri cemiyeti üyesi Nemrut Kürt Mustafa başkanlığındaki mahkeme tarafından idamına karar verilen, ermeni lobisi ve ermeni terörüne şehit verdiğimiz ilk devlet görevlisidir.

Genel itibariyle 106 yıldır konuşulan bu mesele hala Ermenistan’ın, yanındaki Rus, Fransız, İngiliz destekçileriyle “özür” beklemektedir. 9 Mart 2010’da Sevan Nişanyan’ın Fatih Altaylı ile yaptığı programda Türklerin sözde soykırımı kabul edip özür dilemesini beklediklerini ve Türklerin kabul etmemesinin sebebinin Türk devleti yöneticileri olduğunu belirtmişti.

Özellikle 1915’ten günümüze kadar isyanları ve bu isyanlara yapılan tepkileri inceledikten sonra görüyoruz ki İngiltere’de daha önceden paylaştırılan Osmanlı topraklarını önümüze Sevr anlaşması olarak sunulmuştu. Ermeniler de bu sözde anlaşmadan pay alacakları ümidiyle Fransa, Rusya, İngiltere gibi devletleri kullanacakları hayali kurmuş ve bu yolda koşmuştu. Bu yolda koşarken günden güne güç kaybeden Osmanlı Devleti’nin karşısına çıkma cüretlerinin yegâne sebebi güçlü sandıkları devletlerin onlara destek çıkmasıydı. Bu hayal Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları sayesinde yıkıldı. Bugün hala Ermenistan’a pek çok devletin bu hususta destek çıktığını görmekteyiz.

Kimileri savaş dönemleri herkes birbirine vurdu, “özür” dilenerek bu husus kapatılabilir demekte, kimisi Ermenilerin o dönem hayat sigortası yaptırdığını ve tazminat ödenmesi gerektiği hakkında konuşuyor. Hatta bazısı haddini aşarak toprak talep ediyor. Fakat bu hususa gelene kadar bilinmelidir ki, tarihin her döneminde savaşlar oldu. 1915 olayları açık ve nettir. Devletin zayıfladığı anda dışarıdan destek alınarak iç karışıklığa sebep olmaya çalışanlar iskân kanunuyla başka yerlere gönderildiler. Bunun adına soykırım derseniz o zaman Rusya’nın Kırım’da işlediği suça yeni bir isim bulmamız gerekir, zira Rusya’nın Kırım’da yaptığını soykırım olarak nitelendirirsek Ermeni meselesi iskân kanunu olarak tüm dünya tarafından kabul görmek durumundadır.

Türkiye Cumhuriyeti devleti bugün bazı devletler tarafından suç işlemekle itham edilmektedir. Türklerin tarihinde yaralı taşıyan gemiye ateş açıldığını okumazsınız. Türklerin tarihinde işgal ettiği devlet topraklarında savaş suçu işlediğini okumazsınız. Türklerin tarihinde farklı etnik kökenden insanları bir gemiye bindirip daha sonra o gemiyi suların içinde batırmayı okumazsınız. Türklerin tarihinde insanları kazığa oturtmayı okumazsınız. Fakat İngiliz, Fransız, Rus vb gibi devletlerin tarihlerinde bunu okursunuz. Savaşı bir sanat olarak gören Türkler tarih boyunca kuralına göre savaşmışlardı.

Genel itibariyle ufak ufak değindiğim bu sözde ermeni soykırımı meselesi Türkiye Cumhuriyeti devletinin yumuşak karnı olarak görülmekte ve her sene kullanılmaktadır. Azerbaycan’ın 2020’de Şuşa’yı işgalci ve soykırımcı Ermenistan’dan geri alması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Azerbaycan’ı desteklemesi dünyada büyük bir yankı uyandırmıştı. Bu desteğin sonucunda dünya devletlerinden böyle bir cevap geleceği mümkündü; fakat Hocalı ’da yaptığı soykırımlarda hayatını idame ettirmeye çalışan Ermenistan bu gün de destekçilerini yanına almış ve piyon olarak kullanılmayı kabul etmiştir. Sözde soykırımı reddetmek sizi faşist yapmaz, ama bu sözde olayı desteklemek… Buna ihanet demek şahsımın hakkıdır.

Bu akıl karıştırıcı metnimi, sözde soykırımı inkâr ederlerse Türk milliyetçisi görünecekler diye ödü kopan bilumum insanlara Atatürk’ün bir sözüyle bitirmek istiyorum:

Türk milliyetçiliği, ilerleme ve gelişme yolunda milletlerarası temas ve ilişkilerde, bütün çağdaş milletlere paralel ve onlarla bir ahenkte yürümekle beraber, Türk toplumunun hususî seciyelerini ve başlı başına müstakil hüviyetini korumaktır. –Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve guncel61.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.