Erdoğan MERT
Köşe Yazarı
Erdoğan MERT
 

Kadınlar, Erkekler ve İlişkileri

Burada bugüne kadar yayınlanmış olan yazılarıma bakıldığında hepsinin ortak noktaları olduğu görülüyor: Gündem, iktidarın eleştirisi, memleketi hatta dünyayı kurtarma arzusu vb. Bu defa o kadar asık suratlı, endişeli hatta bezgin olmayan, hatta eğlenceli bile olabilen bir yazı olsa fena olmaz. Ancak eğlenceli diye lakayt olmak zorunda değil. Yine bir şeyler öğrenebileceğiniz, üstünde düşünebileceğiniz hatta belki hepsinden ciddi olabilecek bir konu var: Kadın-erkek ilişkileri. Diğer konulara ilgi duymayan olabilir ama bu istisnasız her bireyin ilgi alanına giriyor. Okumayı sevmeyen bir milletin üyesi olarak bu metni de uzun bulacak, çabucak sıkılıp ortasına bile gelmeden okumayı bırakacaksınız… sanmayın, iddiaya varım sonuna kadar okuyacaksınız. Kadınların, Erkeklerin ve Kadın – Erkek İlişkilerinin Sırları Günümüz toplumlarının hız ve bilgi çağını yaşadığını herkes söyleyecektir. Ancak bu “fast food” çağının aynı zamanda üzerinde durulması gereken konuları fark etmeden pas geçmemize sebep olabildiğini, artık bilgi kirliliğine dönüşmüş taze bilgilerin binlerce yıllık bilgileri unutturduğunu, insanlık mirası bilgileri okuyamaz hale getiren bir dil konuşmaya başlayan toplumların kökleriyle bağlarını kopardığını söyleyen çok az insan mevcuttur. Günümüz modern(!) toplumları köklerinden koptukları için sanki son yüz yıldır yaşıyormuş gibi davranmakta. Kadınlar erkekleri, erkekler kadınları, her iki taraf da kadın-erkek ilişkilerini “sır” haline kendileri getirmişlerdir. Birbirlerini anlamaya çalışmak yerine, karşı tarafı çözmek için bir “kullanma kılavuzu” bulmak ümidiyle gazetelerin pazar eklerindeki anlamsız anketlere, televizyonlardaki magazin programlarında boy gösteren (sözüm ona) uzmanlara, çikolatadan bile tatlı gelen dedikodulara, bağımlılık yaratan uydurma ilişkilerin hikâyelerine mahkûm kalmışlardır. Elde ettikleriyse kocaman bir hiç olmaktan da kötüsü, kafa bulandıran saçmalıklardan başka bir şey değildir. Gerçek bilgiler binlerce yıldır gözümüzün önünde, elimizin altında duran Tanrı’nın sözü kutsal kitaplarda, insanlık mirası atasözlerinde ve hayatı okul olarak görüp her şeyi öğrenmeye çalışan bilge kişilerin sözlerindedir. Ancak onları okuyup anlamaya çalışmak için bir çaba sarf etmek gereklidir ve günümüz insanı bu çabayı gösteremeyecek kadar tembel olduğu için boş yere “Amerika’yı yeniden keşfetmeye” çalışmaktadır. Anadolu’dan çıkıp Dünyaya mal olmuş büyük insanlık değeri Nasrettin Hoca, günümüz insanının sorunun çözümünü var olmayan yerlerde arama kolaycılığını fıkrasında açık-seçik ifade ediyor: Nasrettin Hoca, evinin kapısının önüne çıkmış. Süpürülmüş, tertemiz yolun üstünde aranmaya başlamış. Onun bu hâli görenlerin dikkatini çekmiş. “Ne arıyorsun hoca efendi, yerde hiçbir şey görünmüyor. Ne aradığını söyle de beraber arayalım” demişler. “Anahtarlarımı düşürdüm de, şöyle el kadar dört tane birbirine zincirle bağlı anahtar” demiş Hoca. Soranlar iyice şaşırmışlar; “Buralarda bir şey yok. Sen nerede yitirdin anahtarlarını?” demişler. “İçeride, bodrumda” demiş Hoca. “Öyleyse ne diye burada arıyorsun?” demişler. “İçerisi karanlık, görünmüyor. Burada ay ışığı var, onun için ben de anahtarları burada arıyorum” demiş.   Kadın ve Erkekler Arasındaki Farklar Aslında kadın ve erkek arasındaki farkları değil benzerlikleri saymak gerekir zira farklar sayılamayacak kadar çokken benzerliklerin sayısı neredeyse “sıfır”dır. Dış görünüşlerinin tamamen farklı oluşları aynen içlerine de yansımıştır. Kadın ve erkekler için ayrı psikologlar olmalı zira kadın psikolojisi tamamen farklıdır, özel uzmanlık gerektirir. Kadının psikolojisini anlatan ciltler dolusu kitap yetersiz kalacaktır zira kadınlarda anlık değişiklikler olur. Erkeğin psikolojisini ise ince bir kitapla geniş bir şekilde anlatmak mümkündür zira değişkenliğe çok az rastlanır, rastlanan değişkenliklerinse tamamına yakınının sebebi bir kadındır. Erkek hayatında da değişikliklerden hoşlanmaz. Günlük hayatta kadın anlık değişimlerini dış görünüşüne de yansıtır. Örneğin bir anda saçının rengini veya şeklini değiştirmeye karar verir, uygular, bundan haz almakla kalmaz erkeğin fark etmesini de ister. Aslında erkek karısındaki değişikliği fark eder ancak temel yapısı gereği değişimden hoşlanmadığı için göz ardı eder. Erkeğin hoşlanmadığı faktörleri göz ardı etmek gibi bir yeteneği vardır, kadın bunun tersi olmak üzere hoşlanmadığı şeylere dikkat kesilir. O yüzden erkekteki olumlu değişiklikleri de kadın fark etmez ancak olumsuz bir değişiklik olursa anında fark eder ve erkeğin kötü yönde değiştiği genellemesini yaparak üstüne gidip kendi istediği gibi değiştirmeye çalışır. Erkekteki olumlu değişikliklerin iç dünyası ve çevresinden kaynaklandığını, kötü değişikliklerin sebebininse kadın olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Günümüzde erkeğin kadından beklentisi kötülük görmemekten ibaret olan bir noktaya kadar indirgenmiştir. Huzur bozmayan bir kadını “huzur veriyor” diye tanımlar olduk zira erkeğin iç huzuru zaten vardır. Kadın ilk tanıştığı andan itibaren erkeği istediği kalıba sokmak üzere değiştirmek için amansız bir çabaya girer, hemen her zaman başarır ancak sonuç hiç de istediği ve tahmin ettiği gibi olmadığından, değişimi başka faktörlere bağlayıp yeniden bir değiştirme faaliyetine soyunur. Hiçbir değişim, hala çok daha fazla değişim olabileceği düşüncesine sahip olduğu için kadını tatmin etmez. Zira değiştirme operasyonuna başlarken somut bir hedefi yoktur ki hedefe ulaştığını anlasın ve dursun. Onun devam etmesine yol açan “daha fazla” ihtirasıdır ve onun da sonu yoktur. Böylece kadın değişkenliğini, dengesizliğini erkek üzerinde uygulayarak onun da kararsızlaşıp dengesizleşmesine sebep olur. Kadın ve erkeklerin birbirlerini anlamamaları durumu iyi bilinir ve gayet normaldir. Az bilinense kadınların da dış görünüşlerinin aynı olmasına rağmen ruh yapılarının tamamen farklı olması sebebiyle birbirlerini anlamıyor olduklarıdır. Kadın ve erkeğin, Adem ve Havva ile tarih sahnesine çıktıkları zaman benzerlikleri yoktu. Ancak zamanla benzerliklerin oluşmaya başladığı görülür. Bunun sebebi kadınların erkeklere benzeme çabalarıdır. Zamanla erkeklerin arasından da kadınlara benzemeye çalışanlar çıkmıştır. Böylece yapay benzerlikler ortaya çıkmıştır. Modern çağlardaysa fiziksel farklılıkları olmasa kimin hangi cinse ait olduğunu anlamak neredeyse imkânsız hale gelmiştir hatta üçüncü bir cinsiyetin oluşup (gay) kabul görmeye başladığını bile görmekteyiz. Oysa erkeğe benzeyen kadın gibi kadına benzeyen erkek de güzel değildir, anormaldir, doğaya da Tanrı’nın yaratışına da aykırıdır. Bu “diğerine benzeme” çabası iç dünyalardan dış görünüşlere yansımaya başlamıştır. Kadınlar dış görünüşlerini erkek giysileriyle dönüştürmeye çalışırken, kadınlığa meyleden erkekler vücutlarının dönüşüme kadına göre daha uygun olmasından yararlanarak işi plastik ameliyatlarla her anlamda kadına benzemeye götürecek kadar ilerletmişlerdir. Bütün dinlerde yasaklanmış, sapkınlık olarak en büyük suçlar kategorisine konmuş bu dönüşümleri artık sıradan kabul eder olduk. Hâlbuki hemen bütün dinlerde bu tür sapkınlıkları normal kabul etmeye başlamış toplulukların ibret olsun diye helak edildikleri Tanrı tarafından örneklerle aktarılmıştır. Biz toplumun yapısını bozmakla beraber bu uç örneklerin sayıca azlığını da göz önüne alarak asıl büyük tehlikeye eğileceğiz. Kadınların genel olarak erkekleşme çabaları tarih boyunca toplumlara mutsuzluk, huzursuzluk getirmiştir ve halen getirmektedir. Toplumu oluşturması gereken, Tanrı’nın bir erkek ve bir kadın ile kurulmasını tasarlayıp emrettiği “evlilik” kurumu değerini ve önemini yitirip işlevini yapamaz hale gelmiştir. Evlilikler artık ciddiyetten uzak “evcilik oyunlarına” dönüşmüştür. Evlilik dış dünya ile mücadele etmek zorunda olan erkek ile ona bu mücadelede yardımcı olacak kadın arasında olmalıdır. Ancak artık evli erkekler evlerine geldiklerinde dış dünyadaki insanlar gibi kendisiyle mücadele eden, yoran, üzen, yıpratan bir kişiyle karşılaşmakta ve dinlenip yenilenmek için geldikleri evlerinde bazen dışarıdakinden bile yorucu bir ortam bulmaktalar. Artık evlerine gelen erkekler kapıyı bir kadının değil, başka bir erkeğin açtığını hissetmekteler. Bu durum doğal olarak erkekleri evlilikten soğutur, henüz evlenmemiş olanları da korkutur. Bir erkek açısından bakarsak varacağımız sonuç şudur; evde bir kadın olmayacaksa, birkaç erkek arkadaşın beraber bekâr evi kurmaları gibi bir durum söz konusu olacaksa, üstelik bu kurulacak ev bekâr evinin ekonomikliğinin, pratikliğinin tersine neredeyse bir fabrika maliyetine ve karmaşıklığına sahip olacaksa, evlenmenin istenebilir tarafı nedir? Üstelik bekâr evinin yeri de, ortakları da, eşyaları da basit bir karar ve anlaşma ile kolayca değişebiliyor veya sonlanabiliyorken evlilik gibi istediğiniz anda bu değişikliklerin hiçbirisini yapamayacağınız, fikir ve karar özgürlüğünün olmadığı katı bir organizasyona girmenin mantığı nedir? Erkek ve Kadın Aşkları Arasındaki Farklar Kadınlar ölesiye aşık olurlar ve aşık kadın hangi ırktan, dinden, kültürden olursa olsun davranışları aynıdır. Aşırı kıskançlık en büyük belirtisidir. Kıskanmayan kadın yoktur sadece kıskanmıyormuş gibi yapan kadın vardır ve damla kadar küçük kıskançlık sebeplerini kadın içinde tonlarca hacim kaplayacak şekilde saklar ve günü geldiğinde bedelini çok ağır ödetir. Kadının normalliğe en çok yaklaştığı zaman ve durumlar, aşık oldukları, anne oldukları zamanlardır. Onun dışında kadın sadece kadındır. Kadının aşkı ölümcüldür, sakin, uzun ömürlü, koruyucu, ömür uzatan türden sevgi erkekte bulunur, kadınınki ömür törpüsüdür ve her anı ayrı bir macera gibi yaşanır. Kadın aşık olduğunda zaten yoksun oldukları mantığı beklemek büyük saflık olur, tersine inanılmaz saçmalıklar yaparlar, doğaları bunu gerektirir. Bir kadın size aşık oldu diye sevinmeye kalkmayın, onun sevgisi sizinki gibi verici olmaz, tersine kaplan gibi yırtıcı olur ve her gün defalarca kadının pençelerinden derin yaralar açan darbeler yersiniz. Kadının aşkı sizi ölüme yaklaştırır, sükûneti, mutluluğu, özellikle huzuru unutun. Bazen mutlu bir olayın ardından kadın ağlarken mutluluktan mı üzüntüden mi ağladığı anlaşılmaz zira yüzü üzüntülüyken aldığı şekli alır. Bazen kadın sevişirken acı mı çekiyor, doyuma mı ulaşıyor anlayamazsınız, vücudu ve yüzü sanki acı çekiyormuş gibi görünür. Bir kadın size aşık mı yoksa nefret mi ediyor anlayamazsınız zira aşık bir kadın da nefret ediyormuş gibi davranır. Kadının size aşık olmaktan vazgeçmesini istiyorsanız ondan kaçmak bir yana iyice yaklaşın, sevginizi gösterin veya seviyormuş gibi yapın, sizden soğuyacaktır. Özellikle tamamen ona ait olduğunuzu hissettirebildiğiniz anda sizden tamamen vazgeçecektir. Yok, ben acı çekmekten zevk alıyorum bana olan aşkı kalsın hatta artsın diyorsanız ondan uzak durmanız, soğuk davranmanız yeterlidir. Şu tespiti dağarcığınıza yazın ve unutmayın; Kadının kırılganlığı ve erkeğin sağlamlığı aşklarına da yansır. Erkeğin aşkı basketbol topu gibidir, zor şişer ama tamamen şiştikten sonra daha fazla genişlemeyeceği gibi küçülmez de, her türlü darbeye karşı dirençlidir, patlatmak için uğraşsanız da ancak delici–kesici darbeyle patlatabilirsiniz. Kadının aşkı balon gibidir, çok hızlı şişer, rengârenk olur, nefes kesici büyüklüklere ulaşabilir. Ancak büyüdükçe direnci azalır, en büyük olduğunda hiç bitmeyecek, ömür boyu sürecek sanırsınız ama patlamak için adeta bahane arar, en küçük müdahale büyük bir gürültüyle patlamasına sebep olur, neye uğradığınızı şaşırır, kandırılmış hissedersiniz, bir daha aynı hataya düşmemeye yeminler etseniz de yine de tekrar tekrar cazibesine kapılırsınız. Çünkü her erkek biraz çocuktur, her çocuk balon sever. Kadınların Hemcinsleri İle Savaşları Evli erkekler çapkınlık yaparken nikâh yüzüklerini çıkararak sadece kendilerini kandırırlar. Kadınlar onların evli olduklarını ilk gördüklerinde anlarlar, dahası zaten ilgi görmelerinin sebebi evli, yani başka bir kadın tarafından seçilmiş olmalarıdır. Unutulmamalıdır ki bir erkek bir kadını ancak başka bir kadınla aldatır ve kesinlikle bilinmelidir ki aldatılan kadının erkeği itmesiyle eşdeğer olarak aldatmaya konu olan kadın erkeği çeker. Erkek burada bir kadının hiç tanımadığı başka bir kadına yaptığı kötülüğün aracından başka bir şey değildir. Kadınlar birbirlerini korumak bir yana var güçleriyle zarar vermek üzerine motive olmuşlardır. Kadınlar için sadece başkalarının yaptığı ayıp ve ahlaksızlıktır, aynı şeyleri kendileri yaptıklarında gayet normaldir ve kendileri açısından haktır, hayatlarında karşılaştıkları bir takım zorlukların bedelidir. Kadının Aşkının Bittiği Yer Kadının aşkının bittiği nokta, istisnasız erkeğin aşkından emin olduğu noktadır. Kadınların yerli yersiz her zaman “beni seviyor musun?” diye sormasının sebebi budur. Erkek, aşık olduğunda sistematik işkence ve yıkım operasyonu başlar. Yarım yamalak evet demiş olmanız onu durdurmaz zira inanmaz. Kadının aşk ve elbiseye karşı tutumu aynıdır. Eline geçene kadar hastalıklı bir ihtirasla ister, eline geçtiğindeyse o kıyafeti belki bir kez giyer belki hiç giymez, dolaba kaldırır ve orada unutur, başka bir elbise (aşk) arar. Yalnız ilginçtir ki hiç giymese de o elbisenin dolabında olması şarttır, giymez de atmaz da, ola ki başka bir kadın onu oradan alırsa bir anda onu geri almak için delicesine çabalara girmesi şaşılacak bir durum değildir. Her ne kadar “ölümsüz aşk” şarkısını söyleyen kadınsa da sadece dilindedir, gerçekte yüreğinde yaşayan erkektir. Kıyafet örneğini erkek tarafından da verebiliriz: Bir erkek bir giysiyi gerçekten ister, edindiği zaman onu yerli yersiz her zaman giymek ister, mümkün olsa gece yatarken bile çıkarmaz, sürekli giyilmekten eskimiş, rengi solmuş, hatta lime lime olmuş bile olsa giymek ister. Kadın “bu artık eskidi paçavra oldu ne anlıyorsun bu çirkin şeyi sürekli giymekten” sözleriyle erkeği ondan vazgeçirmeye çalışır ancak erkek için o artık herhangi bir giysi değil, kişiliğini tamamlayan, kendisini ifade eden bir semboldür. Efsane Aşklar Romeo–Juliet, Kerem–Aslı, Leyla–Mecnun, vb. efsane olmuş aşkların efsaneleşmelerinin yegâne sebebi kavuşmayla sonuçlanmamış olmalarıdır. Bu bazıları gerçek bazıları hayali kişilerin bir araya gelmelerinin getireceği iki muhtemel sonuç vardır. Bunlardan biri, kavuşmayla beraber ilişkinin sıradanlaşması ve büyük ihtimalle bitmesi, diğeri kavuşmanın ardından aşıkların birbirlerini ve aşklarını son derece büyük bir hızla tüketmeye başlamaları ve sonuçta birbirlerini ve aşklarını yok etmeleridir. “Birbirlerine kavuştular ve sonsuza dek mutlu yaşadılar” cümlesi olası sonuçlardan biri değildir, sadece masalın sonucuna dair umudu ve dileği temsil eder ancak asla gerçekleşmez. Bu tür “aşk”ların aktörlerinin yegâne amaçları bir araya gelebilmektir. Bir araya gelmenin bir dakika sonrasında bile ne olacağına dair fikirleri yoktur. Bu derece büyük “aşk”lar, yani aslında tutkular günümüzde de yaşanmakta ancak kavuşmayla sonuçlandıkları için efsane olamamaktadır. Zira bazılarında istediğini elde etmiş olmanın rehavetiyle hiç sönmeyecekmiş gibi görünen ateş aslında sevgiliye değil, sevgiliye ulaşmaya yönelik olduğundan kavuşmayla beraber dinginleşir ve taraflar birbirlerinin karakterlerini tanımaya başlarlar. Bu durumda derhal kendilerine itici gelen taraflar görünür olmaya başlar ve ilişki diğer bütün ilişkilerde olduğu gibi karşı tarafın kendisine negatif gelen taraflarını törpüleme, yani karşı tarafı değiştirme çabasına dönüşür. Bu ilişkinin sıradanlaşması ve sıradan sebeplerle zayıflayıp sıradan bir şekilde sonlanmasına götürür. Bazı durumlardaysa kavuşma ateşi kavuştuktan sonra bile tarafları yakmaya devam eder zira kavuştuklarına inanamazlar, aralarında hiçbir engel kalmamış olsa bile aynı şiddetle birbirlerini elde tutmaya odaklanırlar. Bu her iki tarafın da sürekli yanmakta olan birer “mum” gibi davranmalarına sebep olur. Karşı tarafın ateşinin sönmeye başladığını gördüklerinde kendi ateşleriyle onu tekrar yakarlar, kendileri de büyük bir hararetle yanmaya devam ederler ve hızla eriyen iki “mum” olarak en kısa zamanda kendilerini, sevgililerini ve dolayısıyla ilişkilerini tüketip yok ederler. Bu duruma yol açan şey, kavuşmanın ardından “kıskançlık” gibi yakıcı duyguların baskın çıkarak birbirlerini tanıma faaliyetine girmekten alıkoymasıdır. Onca zorluğun ardından elde ettiği sevgilisini elinde tutmak aşığa, elde etmekten bile zor gelir zira “kıskançlık” gibi ölümcül duyguların etkisi altındadır. Ayrıca “aşk” adı verilen tutkulu duygunun fiziksel olarak ta vücudu çok yüksek tempoda çalıştırması bireyi yorup hastalıklara açık hale getirir. Kavuşmanın ardından ilişkinin yürüyebilmesinin yolu aşırı tempolu “aşk”ın yani tutkunun durularak sakin “sevgi”ye dönüşmesidir. Zira “aşk” bir hastalık halidir, ruh ve vücut kısıtlı bir süre için bu yüksek tempoda çalışabilir ancak bu tempo bünyenin kaldırabileceği sürelerin üzerinde sürdürülmeye çalışılırsa bünye iflas eder. Bundan sonraki adımsa karşılıklı karakter analizi yaparak birbirini tanımaktır. Tanışma sonucunda da karşılıklı olarak birbirlerine “batan” tarafların ilişkiye zarar vermeyecek seviyede olduğunun soğukkanlı bir değerlendirmeyle görülmesinin ardından sonraki ilişki adımlarına geçilip uzun ömürlü bir ilişki yaşanması ihtimaline ulaşılabilir. Aslında bir ilişkinin uzun ömürlü olabilmesi için nasıl yaşanması gerektiği bir sır değildir, tersine bu rehber var olduğumuz günden beri içimizde mevcuttur, sadece görmek için bakan gözlere ihtiyaç vardır. Kadınlara Eş Seçim Tavsiyeleri Kadınlara otomobiller hakkında bilgi vererek nasıl bir erkek seçmeleri gerektiği konusunda yardımcı olmak isterim. Herkes pahalı spor otomobiller ister. Spor otomobiller konforlu değildir rahat edemezsiniz. Performans odaklıdırlar bu yüzden otomatik vitesli olanı hemen hiç yoktur, yorulursunuz. Direksiyonları en küçük etkiyi sürücüye ve en küçük komutu da yola yansıtmak üzere sert ve hassastır, hidrolik direksiyon gibi hafiflik bulamazsınız, bir an boş bulunduğunuzda yoldan çıkar. Kaportaları göz alıcı derecede muhteşem görünür fakat ancak diğer otomobiller kadar sağlamdır. İsteseniz de yavaş gidemezsiniz, sürekli olarak sizi hız yapmaya teşvik eder ancak yüksek hız nedeniyle çarpışmaları çok şiddetli olur ve muhtemelen sizi de öldürür. Şehir içinde kullanamazsınız, otobanlara ihtiyaç duyar zira amortisörleri sert, altı alçaktır. Çukurlara, kasislere gelemez, altını vurur sizi yerinizden zıplatır, öyle bir aracı kullanabileceğiniz yollara yakın bir yere taşınmak zorunda kalabilirsiniz. Ayrıca böyle bir otomobili istediğiniz her yere park edemezsiniz, ilk fırsatta çalınır veya başka bir araç gelip çarpabilir. Kapalı garajı olan bir eve taşınmanız gerekir. Harcadıkları astronomik ölçülerdeki yakıtın masrafını karşılamak için de zengin olmak gerektiği unutulmamalı. Tahmin edebileceğiniz gibi bu tür otomobilleri anlatırken genç, manken kadar yakışıklı, düzgün fizikli, girişken, hızlı yaşayan, eğlenceyi seven, serseri ruhlu erkekleri kastediyorum. Son zamanlarda iyice yaygınlaşan, eskiden sadece arazide yol almak için kullanıldığı halde artık gereksiz yere şehirlerde kullanılan arazi araçları büyüktür, yeni modelleri konforludur, aniden hızlanmaları sevmeyen, sakin sürüşe göre tasarlanmış araçlardır. Yerden yüksektir, yola hâkim olursunuz, kasislerden çukurlardan rahatlıkla geçersiniz, hatta yumuşak amortisörleri sayesinde bu geçişleri neredeyse hissetmezsiniz. Direksiyonu yumuşak ama büyük, vitesi çoğunlukla otomatiktir. Büyük olduğu için sürücü koltuğunda ufacık kalırsınız, neredeyse görünmezsiniz ancak güvende olduğunuzu hissedersiniz, çarpışmalara karşı dayanıklıdır sürücüsünü korur. Ancak spor otomobiller gibi anormal ölçülerde yakıt harcar, onu da her yerde bırakamazsınız çalarlar. Ancak hepsinden önemlisi günlük kullanımda büyüklüğü sebebiyle bütün sınırlarını kestiremediğiniz için kolaylıkla başka araçlara çarparsınız, manevra yaparken park ederken ter dökersiniz, özellikle park ederken geri manevra yapmanız gerekecektir ve aracın arkasını göremediğiniz için hemen her park denemenizde bir yerlere çarpar, sürtersiniz. Hemen her yolculuğunuzun bitiminde aracın kaportasında hasarlar oluşturmuş olarak geri dönersiniz. Bu tür araçların da gözünüzün önünde zengin, göbekli, çoğunlukla kel, hareketsiz, iri yarı erkekleri getirdiğini tahmin ediyorum. Kadınların küçük araçlar seçmelerindeki temel mantık park etme kolaylığıdır ancak bu araçların artıları bununla sınırlı değildir. Fazla hızlı gitmeye teşvik etmez, zaten isteseniz de hız yapmaz. İyi ki de yapmaz zira kazalarda zarar görme ihtimaliniz iyice azalır ayrıca şehir trafiğinde zaten hız yapma şansınız olmaz. Başkalarının gözüne batmaz. İstediğiniz yere yorulmadan, rahatça park edersiniz, gözünüz arkada kalmaz. İçinde büyük görünürsünüz, dışarıdan bakanlar araçtan önce sizi fark ederler, sizi gölgede bırakmaz. Otobanda da, kasisli ve çukurlu ara sokaklarda da rahatça yol alırsınız, üstelik hem yakıt hem bakım masrafları son derece düşüktür. Elbette onun da eksikleri olacaktır ancak bunlar keyfe keder, hayati olmayan, hoş görülebilir eksikliklerdir, kafanızı takmaz kolay alışırsınız. Hatta ona fazlasıyla bağlanabilir, isim bile takabilirsiniz, sevginizi gösterip itinayla bakımlarını yaptırabilir, yağını suyunu eksik etmediğiniz sürece sorun yaşamaz, kendi elinizle temizlemekten gocunmazsınız. Sonuçta sizindir, size yetmektedir. Bu tür otomobilleri tercih edip yetinebildiğiniz gibi seçtiğiniz erkeği de aynı şekilde değerlendirirseniz mutlu bir birliktelik yaşayabilirsiniz. Araç seçiminizi mantıklı yapar, mantıklı kullanır, iyi bakarsanız başka otomobillere ihtiyaç duymaz, gıpta etmezsiniz. Şimdi hayatınızdaki erkeği gözünüzün önüne getirip ne tür bir araca benzediğini tespit edin, böylece nelerle, niçin karşılaştığınızı anlar, gelecekte de bu ilişkinin nereye varabileceğini kestirebilirsiniz.   Kadınlardan Korunma Kılavuzu adlı kitaptan alıntılanan bölümlerden oluşturulmuştur.
Ekleme Tarihi: 18 Eylül 2021 - Cumartesi

Kadınlar, Erkekler ve İlişkileri

Burada bugüne kadar yayınlanmış olan yazılarıma bakıldığında hepsinin ortak noktaları olduğu görülüyor: Gündem, iktidarın eleştirisi, memleketi hatta dünyayı kurtarma arzusu vb. Bu defa o kadar asık suratlı, endişeli hatta bezgin olmayan, hatta eğlenceli bile olabilen bir yazı olsa fena olmaz. Ancak eğlenceli diye lakayt olmak zorunda değil. Yine bir şeyler öğrenebileceğiniz, üstünde düşünebileceğiniz hatta belki hepsinden ciddi olabilecek bir konu var: Kadın-erkek ilişkileri. Diğer konulara ilgi duymayan olabilir ama bu istisnasız her bireyin ilgi alanına giriyor. Okumayı sevmeyen bir milletin üyesi olarak bu metni de uzun bulacak, çabucak sıkılıp ortasına bile gelmeden okumayı bırakacaksınız… sanmayın, iddiaya varım sonuna kadar okuyacaksınız.

Kadınların, Erkeklerin ve Kadın – Erkek İlişkilerinin Sırları

Günümüz toplumlarının hız ve bilgi çağını yaşadığını herkes söyleyecektir. Ancak bu “fast food” çağının aynı zamanda üzerinde durulması gereken konuları fark etmeden pas geçmemize sebep olabildiğini, artık bilgi kirliliğine dönüşmüş taze bilgilerin binlerce yıllık bilgileri unutturduğunu, insanlık mirası bilgileri okuyamaz hale getiren bir dil konuşmaya başlayan toplumların kökleriyle bağlarını kopardığını söyleyen çok az insan mevcuttur. Günümüz modern(!) toplumları köklerinden koptukları için sanki son yüz yıldır yaşıyormuş gibi davranmakta. Kadınlar erkekleri, erkekler kadınları, her iki taraf da kadın-erkek ilişkilerini “sır” haline kendileri getirmişlerdir. Birbirlerini anlamaya çalışmak yerine, karşı tarafı çözmek için bir “kullanma kılavuzu” bulmak ümidiyle gazetelerin pazar eklerindeki anlamsız anketlere, televizyonlardaki magazin programlarında boy gösteren (sözüm ona) uzmanlara, çikolatadan bile tatlı gelen dedikodulara, bağımlılık yaratan uydurma ilişkilerin hikâyelerine mahkûm kalmışlardır. Elde ettikleriyse kocaman bir hiç olmaktan da kötüsü, kafa bulandıran saçmalıklardan başka bir şey değildir. Gerçek bilgiler binlerce yıldır gözümüzün önünde, elimizin altında duran Tanrı’nın sözü kutsal kitaplarda, insanlık mirası atasözlerinde ve hayatı okul olarak görüp her şeyi öğrenmeye çalışan bilge kişilerin sözlerindedir. Ancak onları okuyup anlamaya çalışmak için bir çaba sarf etmek gereklidir ve günümüz insanı bu çabayı gösteremeyecek kadar tembel olduğu için boş yere “Amerika’yı yeniden keşfetmeye” çalışmaktadır.

Anadolu’dan çıkıp Dünyaya mal olmuş büyük insanlık değeri Nasrettin Hoca, günümüz insanının sorunun çözümünü var olmayan yerlerde arama kolaycılığını fıkrasında açık-seçik ifade ediyor: Nasrettin Hoca, evinin kapısının önüne çıkmış. Süpürülmüş, tertemiz yolun üstünde aranmaya başlamış. Onun bu hâli görenlerin dikkatini çekmiş.

“Ne arıyorsun hoca efendi, yerde hiçbir şey görünmüyor. Ne aradığını söyle de beraber arayalım” demişler.

“Anahtarlarımı düşürdüm de, şöyle el kadar dört tane birbirine zincirle bağlı anahtar” demiş Hoca.

Soranlar iyice şaşırmışlar;

“Buralarda bir şey yok. Sen nerede yitirdin anahtarlarını?” demişler.

“İçeride, bodrumda” demiş Hoca.

“Öyleyse ne diye burada arıyorsun?” demişler.

“İçerisi karanlık, görünmüyor. Burada ay ışığı var, onun için ben de anahtarları burada arıyorum” demiş.

 

Kadın ve Erkekler Arasındaki Farklar

Aslında kadın ve erkek arasındaki farkları değil benzerlikleri saymak gerekir zira farklar sayılamayacak kadar çokken benzerliklerin sayısı neredeyse “sıfır”dır. Dış görünüşlerinin tamamen farklı oluşları aynen içlerine de yansımıştır. Kadın ve erkekler için ayrı psikologlar olmalı zira kadın psikolojisi tamamen farklıdır, özel uzmanlık gerektirir. Kadının psikolojisini anlatan ciltler dolusu kitap yetersiz kalacaktır zira kadınlarda anlık değişiklikler olur. Erkeğin psikolojisini ise ince bir kitapla geniş bir şekilde anlatmak mümkündür zira değişkenliğe çok az rastlanır, rastlanan değişkenliklerinse tamamına yakınının sebebi bir kadındır. Erkek hayatında da değişikliklerden hoşlanmaz. Günlük hayatta kadın anlık değişimlerini dış görünüşüne de yansıtır. Örneğin bir anda saçının rengini veya şeklini değiştirmeye karar verir, uygular, bundan haz almakla kalmaz erkeğin fark etmesini de ister. Aslında erkek karısındaki değişikliği fark eder ancak temel yapısı gereği değişimden hoşlanmadığı için göz ardı eder. Erkeğin hoşlanmadığı faktörleri göz ardı etmek gibi bir yeteneği vardır, kadın bunun tersi olmak üzere hoşlanmadığı şeylere dikkat kesilir. O yüzden erkekteki olumlu değişiklikleri de kadın fark etmez ancak olumsuz bir değişiklik olursa anında fark eder ve erkeğin kötü yönde değiştiği genellemesini yaparak üstüne gidip kendi istediği gibi değiştirmeye çalışır. Erkekteki olumlu değişikliklerin iç dünyası ve çevresinden kaynaklandığını, kötü değişikliklerin sebebininse kadın olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Günümüzde erkeğin kadından beklentisi kötülük görmemekten ibaret olan bir noktaya kadar indirgenmiştir. Huzur bozmayan bir kadını “huzur veriyor” diye tanımlar olduk zira erkeğin iç huzuru zaten vardır. Kadın ilk tanıştığı andan itibaren erkeği istediği kalıba sokmak üzere değiştirmek için amansız bir çabaya girer, hemen her zaman başarır ancak sonuç hiç de istediği ve tahmin ettiği gibi olmadığından, değişimi başka faktörlere bağlayıp yeniden bir değiştirme faaliyetine soyunur. Hiçbir değişim, hala çok daha fazla değişim olabileceği düşüncesine sahip olduğu için kadını tatmin etmez. Zira değiştirme operasyonuna başlarken somut bir hedefi yoktur ki hedefe ulaştığını anlasın ve dursun. Onun devam etmesine yol açan “daha fazla” ihtirasıdır ve onun da sonu yoktur. Böylece kadın değişkenliğini, dengesizliğini erkek üzerinde uygulayarak onun da kararsızlaşıp dengesizleşmesine sebep olur. Kadın ve erkeklerin birbirlerini anlamamaları durumu iyi bilinir ve gayet normaldir. Az bilinense kadınların da dış görünüşlerinin aynı olmasına rağmen ruh yapılarının tamamen farklı olması sebebiyle birbirlerini anlamıyor olduklarıdır. Kadın ve erkeğin, Adem ve Havva ile tarih sahnesine çıktıkları zaman benzerlikleri yoktu. Ancak zamanla benzerliklerin oluşmaya başladığı görülür. Bunun sebebi kadınların erkeklere benzeme çabalarıdır. Zamanla erkeklerin arasından da kadınlara benzemeye çalışanlar çıkmıştır. Böylece yapay benzerlikler ortaya çıkmıştır. Modern çağlardaysa fiziksel farklılıkları olmasa kimin hangi cinse ait olduğunu anlamak neredeyse imkânsız hale gelmiştir hatta üçüncü bir cinsiyetin oluşup (gay) kabul görmeye başladığını bile görmekteyiz. Oysa erkeğe benzeyen kadın gibi kadına benzeyen erkek de güzel değildir, anormaldir, doğaya da Tanrı’nın yaratışına da aykırıdır. Bu “diğerine benzeme” çabası iç dünyalardan dış görünüşlere yansımaya başlamıştır. Kadınlar dış görünüşlerini erkek giysileriyle dönüştürmeye çalışırken, kadınlığa meyleden erkekler vücutlarının dönüşüme kadına göre daha uygun olmasından yararlanarak işi plastik ameliyatlarla her anlamda kadına benzemeye götürecek kadar ilerletmişlerdir. Bütün dinlerde yasaklanmış, sapkınlık olarak en büyük suçlar kategorisine konmuş bu dönüşümleri artık sıradan kabul eder olduk. Hâlbuki hemen bütün dinlerde bu tür sapkınlıkları normal kabul etmeye başlamış toplulukların ibret olsun diye helak edildikleri Tanrı tarafından örneklerle aktarılmıştır. Biz toplumun yapısını bozmakla beraber bu uç örneklerin sayıca azlığını da göz önüne alarak asıl büyük tehlikeye eğileceğiz. Kadınların genel olarak erkekleşme çabaları tarih boyunca toplumlara mutsuzluk, huzursuzluk getirmiştir ve halen getirmektedir. Toplumu oluşturması gereken, Tanrı’nın bir erkek ve bir kadın ile kurulmasını tasarlayıp emrettiği “evlilik” kurumu değerini ve önemini yitirip işlevini yapamaz hale gelmiştir. Evlilikler artık ciddiyetten uzak “evcilik oyunlarına” dönüşmüştür. Evlilik dış dünya ile mücadele etmek zorunda olan erkek ile ona bu mücadelede yardımcı olacak kadın arasında olmalıdır. Ancak artık evli erkekler evlerine geldiklerinde dış dünyadaki insanlar gibi kendisiyle mücadele eden, yoran, üzen, yıpratan bir kişiyle karşılaşmakta ve dinlenip yenilenmek için geldikleri evlerinde bazen dışarıdakinden bile yorucu bir ortam bulmaktalar. Artık evlerine gelen erkekler kapıyı bir kadının değil, başka bir erkeğin açtığını hissetmekteler. Bu durum doğal olarak erkekleri evlilikten soğutur, henüz evlenmemiş olanları da korkutur. Bir erkek açısından bakarsak varacağımız sonuç şudur; evde bir kadın olmayacaksa, birkaç erkek arkadaşın beraber bekâr evi kurmaları gibi bir durum söz konusu olacaksa, üstelik bu kurulacak ev bekâr evinin ekonomikliğinin, pratikliğinin tersine neredeyse bir fabrika maliyetine ve karmaşıklığına sahip olacaksa, evlenmenin istenebilir tarafı nedir? Üstelik bekâr evinin yeri de, ortakları da, eşyaları da basit bir karar ve anlaşma ile kolayca değişebiliyor veya sonlanabiliyorken evlilik gibi istediğiniz anda bu değişikliklerin hiçbirisini yapamayacağınız, fikir ve karar özgürlüğünün olmadığı katı bir organizasyona girmenin mantığı nedir?

Erkek ve Kadın Aşkları Arasındaki Farklar

Kadınlar ölesiye aşık olurlar ve aşık kadın hangi ırktan, dinden, kültürden olursa olsun davranışları aynıdır. Aşırı kıskançlık en büyük belirtisidir. Kıskanmayan kadın yoktur sadece kıskanmıyormuş gibi yapan kadın vardır ve damla kadar küçük kıskançlık sebeplerini kadın içinde tonlarca hacim kaplayacak şekilde saklar ve günü geldiğinde bedelini çok ağır ödetir. Kadının normalliğe en çok yaklaştığı zaman ve durumlar, aşık oldukları, anne oldukları zamanlardır. Onun dışında kadın sadece kadındır. Kadının aşkı ölümcüldür, sakin, uzun ömürlü, koruyucu, ömür uzatan türden sevgi erkekte bulunur, kadınınki ömür törpüsüdür ve her anı ayrı bir macera gibi yaşanır. Kadın aşık olduğunda zaten yoksun oldukları mantığı beklemek büyük saflık olur, tersine inanılmaz saçmalıklar yaparlar, doğaları bunu gerektirir. Bir kadın size aşık oldu diye sevinmeye kalkmayın, onun sevgisi sizinki gibi verici olmaz, tersine kaplan gibi yırtıcı olur ve her gün defalarca kadının pençelerinden derin yaralar açan darbeler yersiniz. Kadının aşkı sizi ölüme yaklaştırır, sükûneti, mutluluğu, özellikle huzuru unutun. Bazen mutlu bir olayın ardından kadın ağlarken mutluluktan mı üzüntüden mi ağladığı anlaşılmaz zira yüzü üzüntülüyken aldığı şekli alır. Bazen kadın sevişirken acı mı çekiyor, doyuma mı ulaşıyor anlayamazsınız, vücudu ve yüzü sanki acı çekiyormuş gibi görünür. Bir kadın size aşık mı yoksa nefret mi ediyor anlayamazsınız zira aşık bir kadın da nefret ediyormuş gibi davranır. Kadının size aşık olmaktan vazgeçmesini istiyorsanız ondan kaçmak bir yana iyice yaklaşın, sevginizi gösterin veya seviyormuş gibi yapın, sizden soğuyacaktır. Özellikle tamamen ona ait olduğunuzu hissettirebildiğiniz anda sizden tamamen vazgeçecektir. Yok, ben acı çekmekten zevk alıyorum bana olan aşkı kalsın hatta artsın diyorsanız ondan uzak durmanız, soğuk davranmanız yeterlidir. Şu tespiti dağarcığınıza yazın ve unutmayın; Kadının kırılganlığı ve erkeğin sağlamlığı aşklarına da yansır. Erkeğin aşkı basketbol topu gibidir, zor şişer ama tamamen şiştikten sonra daha fazla genişlemeyeceği gibi küçülmez de, her türlü darbeye karşı dirençlidir, patlatmak için uğraşsanız da ancak delici–kesici darbeyle patlatabilirsiniz. Kadının aşkı balon gibidir, çok hızlı şişer, rengârenk olur, nefes kesici büyüklüklere ulaşabilir. Ancak büyüdükçe direnci azalır, en büyük olduğunda hiç bitmeyecek, ömür boyu sürecek sanırsınız ama patlamak için adeta bahane arar, en küçük müdahale büyük bir gürültüyle patlamasına sebep olur, neye uğradığınızı şaşırır, kandırılmış hissedersiniz, bir daha aynı hataya düşmemeye yeminler etseniz de yine de tekrar tekrar cazibesine kapılırsınız. Çünkü her erkek biraz çocuktur, her çocuk balon sever.

Kadınların Hemcinsleri İle Savaşları

Evli erkekler çapkınlık yaparken nikâh yüzüklerini çıkararak sadece kendilerini kandırırlar. Kadınlar onların evli olduklarını ilk gördüklerinde anlarlar, dahası zaten ilgi görmelerinin sebebi evli, yani başka bir kadın tarafından seçilmiş olmalarıdır. Unutulmamalıdır ki bir erkek bir kadını ancak başka bir kadınla aldatır ve kesinlikle bilinmelidir ki aldatılan kadının erkeği itmesiyle eşdeğer olarak aldatmaya konu olan kadın erkeği çeker. Erkek burada bir kadının hiç tanımadığı başka bir kadına yaptığı kötülüğün aracından başka bir şey değildir.

Kadınlar birbirlerini korumak bir yana var güçleriyle zarar vermek üzerine motive olmuşlardır. Kadınlar için sadece başkalarının yaptığı ayıp ve ahlaksızlıktır, aynı şeyleri kendileri yaptıklarında gayet normaldir ve kendileri açısından haktır, hayatlarında karşılaştıkları bir takım zorlukların bedelidir.

Kadının Aşkının Bittiği Yer

Kadının aşkının bittiği nokta, istisnasız erkeğin aşkından emin olduğu noktadır. Kadınların yerli yersiz her zaman “beni seviyor musun?” diye sormasının sebebi budur. Erkek, aşık olduğunda sistematik işkence ve yıkım operasyonu başlar. Yarım yamalak evet demiş olmanız onu durdurmaz zira inanmaz. Kadının aşk ve elbiseye karşı tutumu aynıdır. Eline geçene kadar hastalıklı bir ihtirasla ister, eline geçtiğindeyse o kıyafeti belki bir kez giyer belki hiç giymez, dolaba kaldırır ve orada unutur, başka bir elbise (aşk) arar. Yalnız ilginçtir ki hiç giymese de o elbisenin dolabında olması şarttır, giymez de atmaz da, ola ki başka bir kadın onu oradan alırsa bir anda onu geri almak için delicesine çabalara girmesi şaşılacak bir durum değildir. Her ne kadar “ölümsüz aşk” şarkısını söyleyen kadınsa da sadece dilindedir, gerçekte yüreğinde yaşayan erkektir. Kıyafet örneğini erkek tarafından da verebiliriz: Bir erkek bir giysiyi gerçekten ister, edindiği zaman onu yerli yersiz her zaman giymek ister, mümkün olsa gece yatarken bile çıkarmaz, sürekli giyilmekten eskimiş, rengi solmuş, hatta lime lime olmuş bile olsa giymek ister. Kadın “bu artık eskidi paçavra oldu ne anlıyorsun bu çirkin şeyi sürekli giymekten” sözleriyle erkeği ondan vazgeçirmeye çalışır ancak erkek için o artık herhangi bir giysi değil, kişiliğini tamamlayan, kendisini ifade eden bir semboldür.

Efsane Aşklar

Romeo–Juliet, Kerem–Aslı, Leyla–Mecnun, vb. efsane olmuş aşkların efsaneleşmelerinin yegâne sebebi kavuşmayla sonuçlanmamış olmalarıdır. Bu bazıları gerçek bazıları hayali kişilerin bir araya gelmelerinin getireceği iki muhtemel sonuç vardır. Bunlardan biri, kavuşmayla beraber ilişkinin sıradanlaşması ve büyük ihtimalle bitmesi, diğeri kavuşmanın ardından aşıkların birbirlerini ve aşklarını son derece büyük bir hızla tüketmeye başlamaları ve sonuçta birbirlerini ve aşklarını yok etmeleridir. “Birbirlerine kavuştular ve sonsuza dek mutlu yaşadılar” cümlesi olası sonuçlardan biri değildir, sadece masalın sonucuna dair umudu ve dileği temsil eder ancak asla gerçekleşmez. Bu tür “aşk”ların aktörlerinin yegâne amaçları bir araya gelebilmektir. Bir araya gelmenin bir dakika sonrasında bile ne olacağına dair fikirleri yoktur. Bu derece büyük “aşk”lar, yani aslında tutkular günümüzde de yaşanmakta ancak kavuşmayla sonuçlandıkları için efsane olamamaktadır. Zira bazılarında istediğini elde etmiş olmanın rehavetiyle hiç sönmeyecekmiş gibi görünen ateş aslında sevgiliye değil, sevgiliye ulaşmaya yönelik olduğundan kavuşmayla beraber dinginleşir ve taraflar birbirlerinin karakterlerini tanımaya başlarlar. Bu durumda derhal kendilerine itici gelen taraflar görünür olmaya başlar ve ilişki diğer bütün ilişkilerde olduğu gibi karşı tarafın kendisine negatif gelen taraflarını törpüleme, yani karşı tarafı değiştirme çabasına dönüşür. Bu ilişkinin sıradanlaşması ve sıradan sebeplerle zayıflayıp sıradan bir şekilde sonlanmasına götürür. Bazı durumlardaysa kavuşma ateşi kavuştuktan sonra bile tarafları yakmaya devam eder zira kavuştuklarına inanamazlar, aralarında hiçbir engel kalmamış olsa bile aynı şiddetle birbirlerini elde tutmaya odaklanırlar. Bu her iki tarafın da sürekli yanmakta olan birer “mum” gibi davranmalarına sebep olur. Karşı tarafın ateşinin sönmeye başladığını gördüklerinde kendi ateşleriyle onu tekrar yakarlar, kendileri de büyük bir hararetle yanmaya devam ederler ve hızla eriyen iki “mum” olarak en kısa zamanda kendilerini, sevgililerini ve dolayısıyla ilişkilerini tüketip yok ederler. Bu duruma yol açan şey, kavuşmanın ardından “kıskançlık” gibi yakıcı duyguların baskın çıkarak birbirlerini tanıma faaliyetine girmekten alıkoymasıdır. Onca zorluğun ardından elde ettiği sevgilisini elinde tutmak aşığa, elde etmekten bile zor gelir zira “kıskançlık” gibi ölümcül duyguların etkisi altındadır. Ayrıca “aşk” adı verilen tutkulu duygunun fiziksel olarak ta vücudu çok yüksek tempoda çalıştırması bireyi yorup hastalıklara açık hale getirir. Kavuşmanın ardından ilişkinin yürüyebilmesinin yolu aşırı tempolu “aşk”ın yani tutkunun durularak sakin “sevgi”ye dönüşmesidir. Zira “aşk” bir hastalık halidir, ruh ve vücut kısıtlı bir süre için bu yüksek tempoda çalışabilir ancak bu tempo bünyenin kaldırabileceği sürelerin üzerinde sürdürülmeye çalışılırsa bünye iflas eder. Bundan sonraki adımsa karşılıklı karakter analizi yaparak birbirini tanımaktır. Tanışma sonucunda da karşılıklı olarak birbirlerine “batan” tarafların ilişkiye zarar vermeyecek seviyede olduğunun soğukkanlı bir değerlendirmeyle görülmesinin ardından sonraki ilişki adımlarına geçilip uzun ömürlü bir ilişki yaşanması ihtimaline ulaşılabilir. Aslında bir ilişkinin uzun ömürlü olabilmesi için nasıl yaşanması gerektiği bir sır değildir, tersine bu rehber var olduğumuz günden beri içimizde mevcuttur, sadece görmek için bakan gözlere ihtiyaç vardır.

Kadınlara Eş Seçim Tavsiyeleri

Kadınlara otomobiller hakkında bilgi vererek nasıl bir erkek seçmeleri gerektiği konusunda yardımcı olmak isterim. Herkes pahalı spor otomobiller ister. Spor otomobiller konforlu değildir rahat edemezsiniz. Performans odaklıdırlar bu yüzden otomatik vitesli olanı hemen hiç yoktur, yorulursunuz. Direksiyonları en küçük etkiyi sürücüye ve en küçük komutu da yola yansıtmak üzere sert ve hassastır, hidrolik direksiyon gibi hafiflik bulamazsınız, bir an boş bulunduğunuzda yoldan çıkar. Kaportaları göz alıcı derecede muhteşem görünür fakat ancak diğer otomobiller kadar sağlamdır. İsteseniz de yavaş gidemezsiniz, sürekli olarak sizi hız yapmaya teşvik eder ancak yüksek hız nedeniyle çarpışmaları çok şiddetli olur ve muhtemelen sizi de öldürür. Şehir içinde kullanamazsınız, otobanlara ihtiyaç duyar zira amortisörleri sert, altı alçaktır. Çukurlara, kasislere gelemez, altını vurur sizi yerinizden zıplatır, öyle bir aracı kullanabileceğiniz yollara yakın bir yere taşınmak zorunda kalabilirsiniz. Ayrıca böyle bir otomobili istediğiniz her yere park edemezsiniz, ilk fırsatta çalınır veya başka bir araç gelip çarpabilir. Kapalı garajı olan bir eve taşınmanız gerekir. Harcadıkları astronomik ölçülerdeki yakıtın masrafını karşılamak için de zengin olmak gerektiği unutulmamalı. Tahmin edebileceğiniz gibi bu tür otomobilleri anlatırken genç, manken kadar yakışıklı, düzgün fizikli, girişken, hızlı yaşayan, eğlenceyi seven, serseri ruhlu erkekleri kastediyorum.

Son zamanlarda iyice yaygınlaşan, eskiden sadece arazide yol almak için kullanıldığı halde artık gereksiz yere şehirlerde kullanılan arazi araçları büyüktür, yeni modelleri konforludur, aniden hızlanmaları sevmeyen, sakin sürüşe göre tasarlanmış araçlardır. Yerden yüksektir, yola hâkim olursunuz, kasislerden çukurlardan rahatlıkla geçersiniz, hatta yumuşak amortisörleri sayesinde bu geçişleri neredeyse hissetmezsiniz. Direksiyonu yumuşak ama büyük, vitesi çoğunlukla otomatiktir. Büyük olduğu için sürücü koltuğunda ufacık kalırsınız, neredeyse görünmezsiniz ancak güvende olduğunuzu hissedersiniz, çarpışmalara karşı dayanıklıdır sürücüsünü korur. Ancak spor otomobiller gibi anormal ölçülerde yakıt harcar, onu da her yerde bırakamazsınız çalarlar. Ancak hepsinden önemlisi günlük kullanımda büyüklüğü sebebiyle bütün sınırlarını kestiremediğiniz için kolaylıkla başka araçlara çarparsınız, manevra yaparken park ederken ter dökersiniz, özellikle park ederken geri manevra yapmanız gerekecektir ve aracın arkasını göremediğiniz için hemen her park denemenizde bir yerlere çarpar, sürtersiniz. Hemen her yolculuğunuzun bitiminde aracın kaportasında hasarlar oluşturmuş olarak geri dönersiniz. Bu tür araçların da gözünüzün önünde zengin, göbekli, çoğunlukla kel, hareketsiz, iri yarı erkekleri getirdiğini tahmin ediyorum.

Kadınların küçük araçlar seçmelerindeki temel mantık park etme kolaylığıdır ancak bu araçların artıları bununla sınırlı değildir. Fazla hızlı gitmeye teşvik etmez, zaten isteseniz de hız yapmaz. İyi ki de yapmaz zira kazalarda zarar görme ihtimaliniz iyice azalır ayrıca şehir trafiğinde zaten hız yapma şansınız olmaz. Başkalarının gözüne batmaz. İstediğiniz yere yorulmadan, rahatça park edersiniz, gözünüz arkada kalmaz. İçinde büyük görünürsünüz, dışarıdan bakanlar araçtan önce sizi fark ederler, sizi gölgede bırakmaz. Otobanda da, kasisli ve çukurlu ara sokaklarda da rahatça yol alırsınız, üstelik hem yakıt hem bakım masrafları son derece düşüktür. Elbette onun da eksikleri olacaktır ancak bunlar keyfe keder, hayati olmayan, hoş görülebilir eksikliklerdir, kafanızı takmaz kolay alışırsınız. Hatta ona fazlasıyla bağlanabilir, isim bile takabilirsiniz, sevginizi gösterip itinayla bakımlarını yaptırabilir, yağını suyunu eksik etmediğiniz sürece sorun yaşamaz, kendi elinizle temizlemekten gocunmazsınız. Sonuçta sizindir, size yetmektedir. Bu tür otomobilleri tercih edip yetinebildiğiniz gibi seçtiğiniz erkeği de aynı şekilde değerlendirirseniz mutlu bir birliktelik yaşayabilirsiniz. Araç seçiminizi mantıklı yapar, mantıklı kullanır, iyi bakarsanız başka otomobillere ihtiyaç duymaz, gıpta etmezsiniz. Şimdi hayatınızdaki erkeği gözünüzün önüne getirip ne tür bir araca benzediğini tespit edin, böylece nelerle, niçin karşılaştığınızı anlar, gelecekte de bu ilişkinin nereye varabileceğini kestirebilirsiniz.

 

Kadınlardan Korunma Kılavuzu adlı kitaptan alıntılanan bölümlerden oluşturulmuştur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve guncel61.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.