Gündem Haber Girişi: 26.10.2021 - 09:05, Güncelleme: 26.10.2021 - 09:09

Kriz mi, yoksa risk mi yönetilecek!!!

 

Kriz mi, yoksa risk mi yönetilecek!!!

Ziraat Mühendisleri Trabzon oda başkanı Cemil Pehlevan yazılı açıklama yayınladı
                                                                                Her şeyin üretiminin durdurulabileceği ancak tarımsal üretimin ve gıdanın üretilmesinin durdurulmasının mümkün olmadığı benimsenmelidir. Türkiye’de gıda güvencesi sağlanmak isteniyorsa çiftçilere daha fazla destek verilmesi ve tarımsal üretimin artırılması gerekmektedir. Ayrıca, çiftçinin tarımsal üretime devam edebilmesi için para kazanması ve itibar görmesi gerekmektedir. Alınacak her önlemin ve atılacak her adımın üretim odaklı olması da son derece önemlidir. Alınacak önlemlerin ve adımların çiftçilerin üretimden uzaklaştırmamasına dikkat edilmelidir. Tarım sektörünün geleceği açısından COVID-19 sonrasındaki dönemin çok iyi analiz edilmesi gerekmektedir. İthal odaklı politikalar açısından “paramız var ithal ederiz” düşüncesinin özellikle salgın döneminde geçerli olmadığı görülmüştür. Dolayısı ile, COVID-19 gibi salgın dönemlerinde bir ülkenin parasının olsa bile ürün alma imkanının olamayacağı, alma imkanlarının kısıtlı olacağı, ürünlerin yüksek fiyattan alınabileceği gibi konular göz önünde bulundurularak geleceğe yönelik tarımsal planlamaların yapılması şart olmuştur. Üretmeyen ülkelerin ve toplumların işinin çok zor olacağı ve günü kurtaran değil sürdürülebilir tarım politikalarının oluşturulma zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Türkiye’nin salgın sürecindeki en büyük şansı ve potansiyeli birçok tarımsal üründe yetiştiriciliğin yapılması olmuştur.Türkiye tarım sektöründe mevcut potansiyelini, iklimini, biyoçeşitliliğini doğru politikalar aracılığı ile kullanırsa hem kendisi için hem de bölge ülkeleri için önemli bir tarım ülkesi olabilir. Salgın sürecinde ve sonrasındaki dönemde doğru belirlenecek ve uygulanacak tarım politikaları ile Türkiye önemli bir tarımsal ürün ihracatçısı konumuna gelebilir. Bunların tamamının yapılabilmesi için öncelikle tarım sektörüne olan bakış açısının mutlaka değiştirilmesi gerekmektedir. Bu noktada, kriz mi yoksa risk mi yönetilecek sorununun cevabına karar verilmelidir. Kriz yönetmekte alınan önlemler ve uygulamalar daha maliyetli ve etkileri gecikmeli olur; buna karşın risk yönetiminde ise sorun oluşmadan çözüm yollarının aranması olduğundan tercihin buna göre yapılması gerekmektedir. Bu noktada akılcı olan politika ise risk yönetimi olarak gösterilebilir. Tarımsal üretim olmadan gıda üretiminin olmayacağı. COVID-19 sonrasında ekonomik gücü düşük olan ülkelerde ekonomik daralmaların olacağı, işsizliğin artacağı, özellikle Afrika ülkelerinde açlık/kıtlık sorununun daha fazla olacağı, gıda ürünlerinin fiyatlarının artacağı, dış ticarette korumacılığın artacağı, kendine yeterlilik ve gıda milliyetçiliği kavramlarının daha fazla konuşulacağı, e-ticaret alanının genişleyeceği, yerel üretimin öneminin artacağı, daha çevreci ve doğal üretimin öneminin artacağı bir dönem beklemektedir. COVID-19 sonrasındaki dönemde herkesin ortak görüşü “yeni normal dönemde hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı” şeklindedir. Aralık 2019’da başlayan ve halen süren salgının henüz ne kadar daha süreceği belli değildir. Dolayısıyla, bu salgın ile birlikte yaşamanın doğru yollarının aranması ve bu arayışa yönelik olarak tedbirlerin alınması ve uygulanması son derece önemlidir. Tarım sektörüne daha fazla destek imkanlarının sağlanması gerekmektedir.Çünkü; kritik dönemlerde çiftçilere destek sağlanmalıdır, gıda tedarik zincirinin bütünlüğü korunmalıdır, gıdaların uygun koşullarda tüketicilere ulaştırılması devam etmelidir ki gelecekte yaşanabilecek sorunlara yönelik olarak şimdiden önlem alınabilsin. Tarım sektöründe yaşanan sorunların sadece çiftçilerin değil aynı zamanda toplumun tüm kesimlerinin olduğu unutulmamalıdır. Salgın döneminde yaratılan toplumsal farkındalığın salgın sonrasında da devam etmesi tarım sektörünün geleceği açısından önemli görülmektedir. Çiftçilerin salgın süresince ve sonrasında üretmeye devam etmesi için mazot yanında diğer girdi maliyetlerinin düşürülmesi, desteklerin yeterli olması ve zamanında verilmesi, finansman desteğinin (ucuz kredi, krediye ulaşma koşulları vs.) sağlanması gerekmektedir. Ayrıca, Ekonomik Tarımsal Önlemler Paketi şeklide tarım sektörüne yönelik somut uygulamalar gündeme gelmelidir. Gıda tedarik zincirinin kırılmamasına yönelik önlemlerin alınması zorunludur. Çiftçiler ürünlerini rahat bir şekilde pazara ulaştırmalı ve tüketiciler de uygun fiyattan alım yapmalıdır. Türkiye’de tarım sektörünün geliştirilebilmesi için üniversite, medya, Sivil Toplum Kuruluşları, çiftçi örgütleri, üreticiler, tüketiciler, ziraat mühendisleri, teknisyenler, tarım danışmanları vs. gibi sektör paydaşları olan geniş bir platformda oluşturulacak “tarım lobisine” ihtiyaç vardır. Bu lobi, gelişmiş ülkelerde örnekleri olduğu gibi tarım politikaları üzerinde olumlu etkiler yapabilir. Yine, Türkiye’de tarım sektörünün geleceği ve gelişimi açısından önemli olan konulardan birisi de kamu odaklı politikaların tarımda hakim olmasının sağlanmasıdır. Tarım piyasasında kamu odaklı politikaların doğru bir şekilde belirlenmesi ve uygulanması ile tarım sektöründe yaşanan kalıcı sorunların önlenmesi sağlanabilir. Yerli ve milli tarım politikaları söylemi gibi “kamu odaklı politikalar” ifadesinin de tarım sektöründe yerini alması önemlidir. TOB tarafından belirlenen ve uygulanan politikaların sürdürülebilir nitelikte olması, politikaların anlık/günlük kaygılardan uzak olması gerekmektedir. Salgın süresinin ilk aylarında neredeyse tüm kesimlere “evde kal” çağrısı yapılırken tarım sektöründe çalışanlar tarlalarına, bahçelerine, bağlarına kısacası üretim yaptıkları yerlere gitmek durumunda kalmışlardır. Çünkü çiftçiler hem kendileri hem de şehirlerde yaşayanlar için üretmek mecburiyetindedirler. Bu durumun süreklilik kazanmasına yönelik uygulamaların devam etmesi önemlidir. Salgınının ilk çıkış yerinin Çin’in Vuhan Eyaleti’nde yabani hayvan etlerinin satıldığı hayvan pazarında olduğu belirtilmektedir. COVID-19 salgını öncesinde de yaşanan benzer salgınların çıkış nedeni benzerdir. Dolayısı ile salgın sonrasında daha güvenilir, temiz ve doğal gıdaların tüketilmesine yönelik eğilimlerin artacağı söylenebilir. Bu eğilimler, özellikle çevre dostu tarımsal uygulamaların (organik tarım, İyi Tarım Uygulamaları) gelişmesini de etkileyecektir. Yaşanılan COVID-19 salgınının bir gün biteceği unutulmamalıdır. Salgın sürecinde ve sonrasında Türkiye’nin tarımda politika tercihleri üretim ekonomisinden yana olması, yerli girdi üretiminin desteklenmesi ve böylece tarımsal üretimde kendine yeterlilik olanaklarının artırılması yönünde olmalıdır. Ancak bu uygulamalar ile tarım sektöründe gelişmelerden bahsetmek mümkün olacaktır. Ürünlerde artış imkânlarının yanında aynı zamanda sağlıklı ve güvenilir ürün üretimi öncelikli olmalıdır. Salgının neden olduğu belirsizlik, istikrarsızlık ve risk ortamında gıda gibi en temel ihtiyaçların önem kazanması neticesinde hem tarımsal üretim hem de gıda üretiminin süreklilik kazanabilmesi hiç vakit kaybetmeden üretim planlamaları yapılmalıdır. Salgının başlangıcından bugüne kadar geçen zamanda yaşanan tüm gelişmeler tarım politikalarının yeniden gözden geçirilmesi zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. “Hepimizin bir anası vardır, toprak… !” “Gün var yıl besler, yıl var günü besleyemez.”   Cemil PEHLEVAN                                                                                                       ZMO Yönetim Kurulu Adına
Ziraat Mühendisleri Trabzon oda başkanı Cemil Pehlevan yazılı açıklama yayınladı

                                                                               

Her şeyin üretiminin durdurulabileceği ancak tarımsal üretimin ve gıdanın üretilmesinin durdurulmasının mümkün olmadığı benimsenmelidir. Türkiye’de gıda güvencesi sağlanmak isteniyorsa çiftçilere daha fazla destek verilmesi ve tarımsal üretimin artırılması gerekmektedir. Ayrıca, çiftçinin tarımsal üretime devam edebilmesi için para kazanması ve itibar görmesi gerekmektedir. Alınacak her önlemin ve atılacak her adımın üretim odaklı olması da son derece önemlidir. Alınacak önlemlerin ve adımların çiftçilerin üretimden uzaklaştırmamasına dikkat edilmelidir.

Tarım sektörünün geleceği açısından COVID-19 sonrasındaki dönemin çok iyi analiz edilmesi gerekmektedir. İthal odaklı politikalar açısından “paramız var ithal ederiz” düşüncesinin özellikle salgın döneminde geçerli olmadığı görülmüştür. Dolayısı ile, COVID-19 gibi salgın dönemlerinde bir ülkenin parasının olsa bile ürün alma imkanının olamayacağı, alma imkanlarının kısıtlı olacağı, ürünlerin yüksek fiyattan alınabileceği gibi konular göz önünde bulundurularak geleceğe yönelik tarımsal planlamaların yapılması şart olmuştur. Üretmeyen ülkelerin ve toplumların işinin çok zor olacağı ve günü kurtaran değil sürdürülebilir tarım politikalarının oluşturulma zorunluluğu ortaya çıkmıştır.

Türkiye’nin salgın sürecindeki en büyük şansı ve potansiyeli birçok tarımsal üründe yetiştiriciliğin yapılması olmuştur.Türkiye tarım sektöründe mevcut potansiyelini, iklimini, biyoçeşitliliğini doğru politikalar aracılığı ile kullanırsa hem kendisi için hem de bölge ülkeleri için önemli bir tarım ülkesi olabilir. Salgın sürecinde ve sonrasındaki dönemde doğru belirlenecek ve uygulanacak tarım politikaları ile Türkiye önemli bir tarımsal ürün ihracatçısı konumuna gelebilir.

Bunların tamamının yapılabilmesi için öncelikle tarım sektörüne olan bakış açısının mutlaka değiştirilmesi gerekmektedir. Bu noktada, kriz mi yoksa risk mi yönetilecek sorununun cevabına karar verilmelidir. Kriz yönetmekte alınan önlemler ve uygulamalar daha maliyetli ve etkileri gecikmeli olur; buna karşın risk yönetiminde ise sorun oluşmadan çözüm yollarının aranması olduğundan tercihin buna göre yapılması gerekmektedir. Bu noktada akılcı olan politika ise risk yönetimi olarak gösterilebilir.

Tarımsal üretim olmadan gıda üretiminin olmayacağı. COVID-19 sonrasında ekonomik gücü düşük olan ülkelerde ekonomik daralmaların olacağı, işsizliğin artacağı, özellikle Afrika ülkelerinde açlık/kıtlık sorununun daha fazla olacağı, gıda ürünlerinin fiyatlarının artacağı, dış ticarette korumacılığın artacağı, kendine yeterlilik ve gıda milliyetçiliği kavramlarının daha fazla konuşulacağı, e-ticaret alanının genişleyeceği, yerel üretimin öneminin artacağı, daha çevreci ve doğal üretimin öneminin artacağı bir dönem beklemektedir.

COVID-19 sonrasındaki dönemde herkesin ortak görüşü “yeni normal dönemde hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı” şeklindedir. Aralık 2019’da başlayan ve halen süren salgının henüz ne kadar daha süreceği belli değildir. Dolayısıyla, bu salgın ile birlikte yaşamanın doğru yollarının aranması ve bu arayışa yönelik olarak tedbirlerin alınması ve uygulanması son derece önemlidir. Tarım sektörüne daha fazla destek imkanlarının sağlanması gerekmektedir.Çünkü; kritik dönemlerde çiftçilere destek sağlanmalıdır, gıda tedarik zincirinin bütünlüğü korunmalıdır, gıdaların uygun koşullarda tüketicilere ulaştırılması devam etmelidir ki gelecekte yaşanabilecek sorunlara yönelik olarak şimdiden önlem alınabilsin.

Tarım sektöründe yaşanan sorunların sadece çiftçilerin değil aynı zamanda toplumun tüm kesimlerinin olduğu unutulmamalıdır. Salgın döneminde yaratılan toplumsal farkındalığın salgın sonrasında da devam etmesi tarım sektörünün geleceği açısından önemli görülmektedir.

Çiftçilerin salgın süresince ve sonrasında üretmeye devam etmesi için mazot yanında diğer girdi maliyetlerinin düşürülmesi, desteklerin yeterli olması ve zamanında verilmesi, finansman desteğinin (ucuz kredi, krediye ulaşma koşulları vs.) sağlanması gerekmektedir. Ayrıca, Ekonomik Tarımsal Önlemler Paketi şeklide tarım sektörüne yönelik somut uygulamalar gündeme gelmelidir. Gıda tedarik zincirinin kırılmamasına yönelik önlemlerin alınması zorunludur. Çiftçiler ürünlerini rahat bir şekilde pazara ulaştırmalı ve tüketiciler de uygun fiyattan alım yapmalıdır.

Türkiye’de tarım sektörünün geliştirilebilmesi için üniversite, medya, Sivil Toplum Kuruluşları, çiftçi örgütleri, üreticiler, tüketiciler, ziraat mühendisleri, teknisyenler, tarım danışmanları vs. gibi sektör paydaşları olan geniş bir platformda oluşturulacak “tarım lobisine” ihtiyaç vardır. Bu lobi, gelişmiş ülkelerde örnekleri olduğu gibi tarım politikaları üzerinde olumlu etkiler yapabilir.

Yine, Türkiye’de tarım sektörünün geleceği ve gelişimi açısından önemli olan konulardan birisi de kamu odaklı politikaların tarımda hakim olmasının sağlanmasıdır. Tarım piyasasında kamu odaklı politikaların doğru bir şekilde belirlenmesi ve uygulanması ile tarım sektöründe yaşanan kalıcı sorunların önlenmesi sağlanabilir. Yerli ve milli tarım politikaları söylemi gibi “kamu odaklı politikalar” ifadesinin de tarım sektöründe yerini alması önemlidir. TOB tarafından belirlenen ve uygulanan politikaların sürdürülebilir nitelikte olması, politikaların anlık/günlük kaygılardan uzak olması gerekmektedir.

Salgın süresinin ilk aylarında neredeyse tüm kesimlere “evde kal” çağrısı yapılırken tarım sektöründe çalışanlar tarlalarına, bahçelerine, bağlarına kısacası üretim yaptıkları yerlere gitmek durumunda kalmışlardır. Çünkü çiftçiler hem kendileri hem de şehirlerde yaşayanlar için üretmek mecburiyetindedirler. Bu durumun süreklilik kazanmasına yönelik uygulamaların devam etmesi önemlidir.

Salgınının ilk çıkış yerinin Çin’in Vuhan Eyaleti’nde yabani hayvan etlerinin satıldığı hayvan pazarında olduğu belirtilmektedir. COVID-19 salgını öncesinde de yaşanan benzer salgınların çıkış nedeni benzerdir. Dolayısı ile salgın sonrasında daha güvenilir, temiz ve doğal gıdaların tüketilmesine yönelik eğilimlerin artacağı söylenebilir. Bu eğilimler, özellikle çevre dostu tarımsal uygulamaların (organik tarım, İyi Tarım Uygulamaları) gelişmesini de etkileyecektir.

Yaşanılan COVID-19 salgınının bir gün biteceği unutulmamalıdır. Salgın sürecinde ve sonrasında Türkiye’nin tarımda politika tercihleri üretim ekonomisinden yana olması, yerli girdi üretiminin desteklenmesi ve böylece tarımsal üretimde kendine yeterlilik olanaklarının artırılması yönünde olmalıdır.

Ancak bu uygulamalar ile tarım sektöründe gelişmelerden bahsetmek mümkün olacaktır. Ürünlerde artış imkânlarının yanında aynı zamanda sağlıklı ve güvenilir ürün üretimi öncelikli olmalıdır. Salgının neden olduğu belirsizlik, istikrarsızlık ve risk ortamında gıda gibi en temel ihtiyaçların önem kazanması neticesinde hem tarımsal üretim hem de gıda üretiminin süreklilik kazanabilmesi hiç vakit kaybetmeden üretim planlamaları yapılmalıdır. Salgının başlangıcından bugüne kadar geçen zamanda yaşanan tüm gelişmeler tarım politikalarının yeniden gözden geçirilmesi zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır.

“Hepimizin bir anası vardır, toprak… !” “Gün var yıl besler, yıl var günü besleyemez.”

  Cemil PEHLEVAN

                                                                                                      ZMO Yönetim Kurulu Adına

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve guncel61.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.