Trabzon Haber Girişi: 04.11.2021 - 15:01, Güncelleme: 04.11.2021 - 15:04

İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik

 

İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik

Ziraat Mühendisleri Oda başkanı iklim değişikliğine dikkat çekti.
Ülkemizin bilim insanları 2017yılında “Türkiye’de İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik” Raporunu hazırladılar. Bu raporun en önemli kısmı, ”İş işten geçmeden sürdürülebilir bir tarım ve gıda güvencesi için günübirlik politikalara göre değil, uzun vadeli ve bilimsel bir yaklaşımla şimdi harekete geçmeliyiz”, kısmıdır. Tarım ve gıdanın, Türkiye’de iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ve en savunmasız sektörler olduğunun altı çizilerek olası sonuçları şöyle özetlendi: “Yağış yetersizliği, su sıkıntısı ve aşırı hava olaylarındaki artış; bitkisel üretime uygun alanların azalması tarım ve gıda üretimimizi sınırlayacağı için fiyatlar yükselecek, ithalat artıp ihracat düşecektir. Sıcaklıktaki artış; insan, bitki ve hayvan sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yapacak, haşere, hastalık ve ölüm oranları artacak, yarı kurak bölgeler daha kurak hale gelecek, sulama suyu talebi bugüne göre yaklaşık iki katına çıkacaktır. Türkiye’nin mevcut su kaynakları ve gıda sorunlarına yeni sorunlar eklenecek, sulama, içme ve kullanma suyunda sıkıntılar yaşanacak. İller/bölgeler arasında su için büyük bir rekabet ortaya çıkacak. Ayrıca, artan hava sıcaklığından büyükbaş hayvancılık olumsuz bir şekilde etkilenecek. Şiddetli sağanaklar ile hortum, dolu ve ani yağışlardaki artışlar da, Türkiye’de güvenli gıdaya ulaşma imkânlarını azaltacaktır. “Türkiye’de Tarım Üretim Havzaları; değişen iklim şartları dikkate alınarak belirlenmeli. İklim değişikliğinin tarım havzalarımıza etkileri tüm tarım ürünleri için araştırılmalı ve iklim değişikliğine uyum politikaları bilimsel çalışmalara göre geliştirilip uygulanmalıdır. İklim değişikliğine göre acilen Ulusal Arazi Kullanımı Planlaması yapılarak, gelecekte öne çıkacak tarım alanları ve su havzaları gecikmeden ve tam anlamda koruma altına alınmalıdır. Hem değişen iklim şartlarına hem de bitkilerin su ayak izine göre doğru yerde, doğru bitki türünün seçilmesi ve doğru zamanda ekilmesi teşvik edilmeli. İyi tarım ve hayvancılık uygulamaları ülke geneline yaygınlaştırılmalıdır. Kırsalda üretimi artırmak için teşvik edilmeli, kırsaldan şehirlere kontrolsüz göçü önlemeliyiz. Sonuç olarak; Türkiye’de iklim değişikliğine Yönelik Uyum Çalışmalarına bir an önce başlanmalı, aksiyon planları ve eylem planlarına hazırlanmalı.   Özellikle gençler, çok çalışmalıyız; artık dünya değişiyor. Küresel ısınmayla birlikte dünyanın nüfus dengeleri ve bölgelerin üretim desenleri değişecek. Bizler bu iklim değişikliğine hazırlıklı olmalıyız. Çünkü bir gün bizi de bulacak. İşte o zaman en ufak tarım toprağına dahi ihtiyacımız olacak. Gıda güvenliği hem üreticiyi hem tüketiciyi yakından ilgilendiren ve de etkileyen küresel bir sorundur. Çünkü günümüzde gıda kaynaklı hastalıkların birçoğunun gıda güvenliğinin sağlanamadığı, uygunsuz şartlarda üretilen ürünlerden kaynaklandığını görmekteyiz. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO)’nun 2017’de yayımlanan raporu insanoğlunun gelecekte kendini besleme yeteneğinin doğal kaynaklar üzerindeki yoğunlaşan baskılar, giderek artan eşitsizlik ve iklim değişikliğinin yansımalarından dolayı ciddi tehlike altında olduğu uyarısında bulunuyor. Tarımda kullanılan toprak ve su kaynağını genişletmenin sınırlı olduğu düşünüldüğünde, artan gıda talebini karşılamak için üretim artışı ağırlıklı olarak üretimdeki iyileştirmeler ve kaynakların etkin kullanımından gelmek zorunda. Bu da tarım ve tarımsal gıda sistemlerine daha fazla yatırım yapmayı gerektiriyor. İnavasyonu teşvik etmek, sürdürülebilir üretimin arttırılmasını desteklemek ve su kıtlığı ve iklim değişikliğiyle mücadelede yolları bulmak için araştırma ve geliştirmeye daha fazla harcama yapmayı da içeriyor. Neden mi? Dünyadaki mevcut duruma baktığımızda; "Üretilen gıdaların yüzde 77'sini yüzde 20'lik kesim tüketiyor. Yüzde 80'ine ise yüzde 23'lük gıda kalıyor,” “7.5 milyar insan popülasyonunun;800 milyon aç, ,1milyardan fazla insan ölmezse bile yetersiz beslenme ve kirli su nedeniyle ölüm tehdidi altında yaşamaktadır,” “39 ülkede gıdaya, 80 ülkede de suya erişimde sorun yaşanıyor.”, “2030 yılına kadar 700 milyon insan yerlerinden hareket edecek, başka yerlere göç etmek zorunda kalacak.”, Dünyada,10,9 milyon çocuk 5 yaşını doldurmadan hayatını kaybediyor,   “2050 yılında dünyadaki insan sayısı yaklaşık 9 milyar olacak. Artan insan nüfusunun beslenebilmesi için besin üretiminin önümüzdeki 29 yılda en az %50 arttırılması gerekmektedir,” Oysa Dünya’da 2050 yılında küresel düzeyde kişi başına düşen ekilebilir ve verimli arazi 1960 yılındaki düzeyin ¼’üne inecektir Bizler ne yapıyoruz…! Hem yeterli üretim yapamıyoruz, Ürettiğimizi de israf ediyoruz. Dünyada üretilen gıdanın 1/3’ü israf ediliyor. Buda her yıl 1 trilyon dolarlık gıda israfı demek. Eğer israf edilen gıdanın yarısının israf etmezsek Dünyada aç insan kalmaz. Tablo bu kadar vahim iken, bizler topraklarımızı suya sele veriyoruz. Dünyada her yıl 2 milyar tona yakın tarım toprağı erozyona uğramasa da toprak verimden düşüyor. Kaybedilen bu topraklar,25 cm kalınlıkta yaklaşık 400 bin ha araziye eşdeğer. Kaybedilen toprakların geri kazanımı ise asırlar alıyor...! Sonuç olarak; gıda sektörü şüphesiz en stratejik sektörlerden biri. Gıda güvenliği ve gıda güvencesi ise son günlerde yoğun olarak sadece konuşulan konuların başında geliyor. Artan dünya nüfusu ve bu nüfusa karşılık güvenli ve yeterli gıdaya ulaşmada yaşanan sorunlar gündemi meşgul etmekte. Suların kirliliği ya da su kaynaklarının azalması, çevrenin kirlenmesi, tarımsal alanların amaç dışı kullanımı, bunları çoğaltmak mümkün. Bunlara çözüm olarak sunulan hala tartışılan yöntemler var. Tarımsal verimliliği artırmaya yönelik olarak genetiği değiştirilmiş organizmaların kullanılması! Bu teknoloji önümüzdeki yıllarda insanlığa ve çevreye ne getirecek hala tartışılmakta. Bu noktada bizim de ülke olarak payımıza düşen sorumluluğu taşımamız gerekli. Tarımsal üretim potansiyelini ve üretim desenimizi artırmak bir zorunluluk. Bunu yaparken tüm kurum ve kuruluşlar, sektörler, meslek grupları, sivil toplum örgütleri dayanışma ve birlik içinde çalışmalıyız. Bunu da gıda güvenliğinden ya da gıda sektörünü ileriye götürme yönündeki hedeflerimizden taviz vermeden yapmalıyız.
Ziraat Mühendisleri Oda başkanı iklim değişikliğine dikkat çekti.

Ülkemizin bilim insanları 2017yılında “Türkiye’de İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik” Raporunu hazırladılar. Bu raporun en önemli kısmı, ”İş işten geçmeden sürdürülebilir bir tarım ve gıda güvencesi için günübirlik politikalara göre değil, uzun vadeli ve bilimsel bir yaklaşımla şimdi harekete geçmeliyiz”, kısmıdır. Tarım ve gıdanın, Türkiye’de iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ve en savunmasız sektörler olduğunun altı çizilerek olası sonuçları şöyle özetlendi:

“Yağış yetersizliği, su sıkıntısı ve aşırı hava olaylarındaki artış; bitkisel üretime uygun alanların azalması tarım ve gıda üretimimizi sınırlayacağı için fiyatlar yükselecek, ithalat artıp ihracat düşecektir.

Sıcaklıktaki artış; insan, bitki ve hayvan sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yapacak, haşere, hastalık ve ölüm oranları artacak, yarı kurak bölgeler daha kurak hale gelecek, sulama suyu talebi bugüne göre yaklaşık iki katına çıkacaktır.

Türkiye’nin mevcut su kaynakları ve gıda sorunlarına yeni sorunlar eklenecek, sulama, içme ve kullanma suyunda sıkıntılar yaşanacak. İller/bölgeler arasında su için büyük bir rekabet ortaya çıkacak. Ayrıca, artan hava sıcaklığından büyükbaş hayvancılık olumsuz bir şekilde etkilenecek.

Şiddetli sağanaklar ile hortum, dolu ve ani yağışlardaki artışlar da, Türkiye’de güvenli gıdaya ulaşma imkânlarını azaltacaktır.

“Türkiye’de Tarım Üretim Havzaları; değişen iklim şartları dikkate alınarak belirlenmeli. İklim değişikliğinin tarım havzalarımıza etkileri tüm tarım ürünleri için araştırılmalı ve iklim değişikliğine uyum politikaları bilimsel çalışmalara göre geliştirilip uygulanmalıdır.

İklim değişikliğine göre acilen Ulusal Arazi Kullanımı Planlaması yapılarak, gelecekte öne çıkacak tarım alanları ve su havzaları gecikmeden ve tam anlamda koruma altına alınmalıdır.

Hem değişen iklim şartlarına hem de bitkilerin su ayak izine göre doğru yerde, doğru bitki türünün seçilmesi ve doğru zamanda ekilmesi teşvik edilmeli. İyi tarım ve hayvancılık uygulamaları ülke geneline yaygınlaştırılmalıdır.

Kırsalda üretimi artırmak için teşvik edilmeli, kırsaldan şehirlere kontrolsüz göçü önlemeliyiz.

Sonuç olarak; Türkiye’de iklim değişikliğine Yönelik Uyum Çalışmalarına bir an önce başlanmalı, aksiyon planları ve eylem planlarına hazırlanmalı.

 

Özellikle gençler, çok çalışmalıyız; artık dünya değişiyor. Küresel ısınmayla birlikte dünyanın nüfus dengeleri ve bölgelerin üretim desenleri değişecek. Bizler bu iklim değişikliğine hazırlıklı olmalıyız. Çünkü bir gün bizi de bulacak. İşte o zaman en ufak tarım toprağına dahi ihtiyacımız olacak.

Gıda güvenliği hem üreticiyi hem tüketiciyi yakından ilgilendiren ve de etkileyen küresel bir sorundur. Çünkü günümüzde gıda kaynaklı hastalıkların birçoğunun gıda güvenliğinin sağlanamadığı, uygunsuz şartlarda üretilen ürünlerden kaynaklandığını görmekteyiz.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO)’nun 2017’de yayımlanan raporu insanoğlunun gelecekte kendini besleme yeteneğinin doğal kaynaklar üzerindeki yoğunlaşan baskılar, giderek artan eşitsizlik ve iklim değişikliğinin yansımalarından dolayı ciddi tehlike altında olduğu uyarısında bulunuyor.

Tarımda kullanılan toprak ve su kaynağını genişletmenin sınırlı olduğu düşünüldüğünde, artan gıda talebini karşılamak için üretim artışı ağırlıklı olarak üretimdeki iyileştirmeler ve kaynakların etkin kullanımından gelmek zorunda.

Bu da tarım ve tarımsal gıda sistemlerine daha fazla yatırım yapmayı gerektiriyor. İnavasyonu teşvik etmek, sürdürülebilir üretimin arttırılmasını desteklemek ve su kıtlığı ve iklim değişikliğiyle mücadelede yolları bulmak için araştırma ve geliştirmeye daha fazla harcama yapmayı da içeriyor. Neden mi?

Dünyadaki mevcut duruma baktığımızda;

"Üretilen gıdaların yüzde 77'sini yüzde 20'lik kesim tüketiyor. Yüzde 80'ine ise yüzde 23'lük gıda kalıyor,”

“7.5 milyar insan popülasyonunun;800 milyon aç, ,1milyardan fazla insan ölmezse bile yetersiz beslenme ve kirli su nedeniyle ölüm tehdidi altında yaşamaktadır,”

“39 ülkede gıdaya, 80 ülkede de suya erişimde sorun yaşanıyor.”,

“2030 yılına kadar 700 milyon insan yerlerinden hareket edecek, başka yerlere göç etmek zorunda kalacak.”,

Dünyada,10,9 milyon çocuk 5 yaşını doldurmadan hayatını kaybediyor,

 

“2050 yılında dünyadaki insan sayısı yaklaşık 9 milyar olacak. Artan insan nüfusunun beslenebilmesi için besin üretiminin önümüzdeki 29 yılda en az %50 arttırılması gerekmektedir,”

Oysa Dünya’da 2050 yılında küresel düzeyde kişi başına düşen ekilebilir ve verimli arazi 1960 yılındaki düzeyin ¼’üne inecektir

Bizler ne yapıyoruz…!

Hem yeterli üretim yapamıyoruz, Ürettiğimizi de israf ediyoruz. Dünyada üretilen gıdanın 1/3’ü israf ediliyor. Buda her yıl 1 trilyon dolarlık gıda israfı demek. Eğer israf edilen gıdanın yarısının israf etmezsek Dünyada aç insan kalmaz.

Tablo bu kadar vahim iken, bizler topraklarımızı suya sele veriyoruz. Dünyada her yıl 2 milyar tona yakın tarım toprağı erozyona uğramasa da toprak verimden düşüyor. Kaybedilen bu topraklar,25 cm kalınlıkta yaklaşık 400 bin ha araziye eşdeğer. Kaybedilen toprakların geri kazanımı ise asırlar alıyor...!

Sonuç olarak; gıda sektörü şüphesiz en stratejik sektörlerden biri. Gıda güvenliği ve gıda güvencesi ise son günlerde yoğun olarak sadece konuşulan konuların başında geliyor. Artan dünya nüfusu ve bu nüfusa karşılık güvenli ve yeterli gıdaya ulaşmada yaşanan sorunlar gündemi meşgul etmekte. Suların kirliliği ya da su kaynaklarının azalması, çevrenin kirlenmesi, tarımsal alanların amaç dışı kullanımı, bunları çoğaltmak mümkün. Bunlara çözüm olarak sunulan hala tartışılan yöntemler var. Tarımsal verimliliği artırmaya yönelik olarak genetiği değiştirilmiş organizmaların kullanılması! Bu teknoloji önümüzdeki yıllarda insanlığa ve çevreye ne getirecek hala tartışılmakta. Bu noktada bizim de ülke olarak payımıza düşen sorumluluğu taşımamız gerekli. Tarımsal üretim potansiyelini ve üretim desenimizi artırmak bir zorunluluk. Bunu yaparken tüm kurum ve kuruluşlar, sektörler, meslek grupları, sivil toplum örgütleri dayanışma ve birlik içinde çalışmalıyız. Bunu da gıda güvenliğinden ya da gıda sektörünü ileriye götürme yönündeki hedeflerimizden taviz vermeden yapmalıyız.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve guncel61.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.