Sener Sen: Türkiye çok tuhaf noktaya geldi; gidis iyi degil

Sener Sen: Türkiye çok tuhaf noktaya geldi; gidis iyi degil
Tarih: 01.01.0001 00:00

Cumhurbaskanligi Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü alirken, "Bu ödülü toplumsal barisimiza bir katkisi olmasi umudu ile kabul ediyorum" diyerek hükümetle arasina mesafe koyan Sen, "Siyasilerin önderliginde seviye o kadar düsürüldü ki. Yeralti dünyasinin deyimleriyle konusuluyor. ‘Racon kesme’ diye bir sey var. Herkes buna özeniyor. Gidis iyi bir gidis degil. Saglikli bir toplum yapisi yok" dedi.

 Cumhurbaskani Tayyip Erdogan'in, "Kimsenin racon kesmesine de, ayar vermesine de ihtiyacim yoktur. Eger racon kesilecekse bu raconu bizzat kendim keserim" ifadeleri iktidara yakinligiyla bilinen bazi köse yazarlari arasinda tartismaya yol açmis; sonrasinda AKP mahallesi ikiye bölünmüstü.

 Hürriyet'ten Sebati Karakurt'un sorularini yanitlayan Sener Sen'in açiklamalari söyle:

 

Yedi yildir film çekmediniz, yine Yavuz Turgul’u beklediniz. Neden sadece onunla çalisiyorsunuz?

 Böyle bir izlenim var, mani olamiyorum, artik oluruna biraktim. Birbirimiz üzerinde baski kuran bir iliskimiz yok. Ne ben Yavuz’a ne o bana “Bensiz film yapma” diyebilir. Keske 5-10 Yavuz olsa da bu kadar ara vermesem. O güzellikte senaryolar elime geçse de oynasam. Maalesef Yavuz kalitesinde senaryo yazari dünyada da az.

  Nasil sizin iliskiniz? Dostluk mu is arkadasligi mi?

 Dünyayla, yasamla ilgili fikirlerimiz örtüstügü için dostuz. Çatlaklari, uyumsuzluklari olan insanlar bir yerde ayriliyor. Benim derdim oyunculuk. Yavuz gibi kreatif anlamda bir sey üretmiyorum. Biz uygulayiciyiz, yorumcuyuz. Iyi bir piyanist neyse iyi bir oyuncu da odur. Esas is besteciye aittir. Sinemada esas is senaryodur.

 Siz ne kadar varsiniz bu hikâyelerde?

 Birinci konusmamiz gereken Yavuz’dur. Bir dünya yaratiyor. Robert De Niro, Al Pacino, dünyanin en ünlü oyuncularini toplayin... Iyi senaryo yoksa bir seye benzemez.

 Nasil basliyorsunuz bir filme? Yavuz Turgul arayip “Ben bir sey yaziyorum, gel bir konusalim” der mi?

 Hayir, Yavuz karistirtmaz. Kafasinda bir hikâye vardir, ilk sinavi kendine karsi verir. Çok zor çikar, onun için uzun ara giriyor.

 Cengiz Semercioglu “Türkiye Yavuz Turgul yüzünden komigini kaybetti. Kahkahalarla güldügümüz adami bizden kaçirdilar” diye yazdi. Mizah yönünüzü kaybettiginizi düsünenler var. Ne diyorsunuz?

 Gerçek öyle degil. Yavuz bana asla karismaz. Senaryosu bittigi zaman “Al, begenecek misin?” diye verir, o kapi da açik kalir. Begenmezsem ‘hayir’ derim. Böyle bir algi olustu. Iyi bir senaryo gelip bu algiyi kiramadi. Yedi yilda 50’ye yakin senaryo okudum. Hiçbiri çekilecek düzeyde degildi. Ne menajerim ne akil danistigim biri vardir. Kararlari kendim veririm. Okey?

 Son birkaç günü eski filmlerinizi izleyerek geçirdim. Eskiden bu filmler bize umut verirdi. Bir seylerin degismekte oldugunu, hayatlarimizin iyiye gidecegini htirirdi. Bu filmlerle büyüdük. Ama bu sefer çok farkli bir duyguyla izledim. Canlandirdiginiz karakterlere verdigimiz sözü tutamamisiz gibi, onlara ihanet etmisiz gibime geldi... Bu kadar temiz insanlarin artik filmlerde bile olamayacagini düsündüm. Siz nasil izliyorsunuz o filmleri bugün?

 Daha naif, romantik mahalle iliskilerinin, aile baglarinin kuvvetli oldugu dönemlerdi. Arzu Film’le yaptigimiz bütün filmler bunlarin yansimasidir. Ama degisim hayatin bir gerçegi. Global dünya, uluslararasi sirketler, Çin’deki adamla Hakkâri’deki adamin ayni kazagi giymesi, kendine ait hiçbir seyin kalmamasi... Bu sonuç dogal. Simdi baska insanlar, baska degerler var. 20 yil sonra da baska bir dünyayla karsilasacagiz. “Ah, vah!” demiyorum ve bu zamani anlamaya çalisiyorum.

  Evet, zaman degisti ama Arzu Film’in filmleri YouTube’da izlenme rekoru kiriyor. Televizyonlar hâlâ durmadan ‘Hababam Sinifi’ni, ‘Süt Kardesler’i, gösteriyor. Nedir bu özlemin sebebi?

 Arzu Film’in öyküleri, aile, dostluk, hepimizin özlemini duydugu seyler. “Keske öyle olsaydi” diyoruz. Daha naif, duyarli, birbirini kollayan, karsidakine saygi duyan insanlarin öyküleri....

 O zamanlar insanlar daha mi iyiydi?

 Insanin yapisi degismiyor. Kötü, sahtekâr, hirsli, baskalarinin malinda gözü olan, yetinmeyenler o zaman da vardi.

 Simdi biraz daha fazla sanki...

 Yeni dünyanin degerleri bizi iyilikten gittikçe uzaklastiriyor. “Kafayi kullan, pragmatik yaklas, bir iliskiye çikarin varsa gir, yoksa girme”... Bunlar o kadar güçlü sekilde empoze ediliyor ki içimizdeki iyiligi duyumsasak da uygulayamiyoruz. Bu defa “Geri kalacagim, zarara ugrayacagim, aptal yerine konacagim” duygusu harekete geçiyor.

Gençligim gecekonduda ‘survivor’ hikâyesiydi

  Hayata renkli ama zor bir baslangiç yapmissiniz...

 Zeytinburnu’nda büyüdük. Ne is bulursak yapmaya, ayakta kalmaya çalistik. Gecekonduda ‘survivor’ hikâyesiydi

  Bu dönem oyunculugunuzu çok beslemis...

1962’de, 20-21 yasindayken taksi soförlügü yaptim. Iplik fabrikasinda isçilik yaptim. Zeytinburnu kozmopolit bir yerdi. Gecekondularda her kültürden, her yerden, hayat mücadelesi veren yoksul halk bir aradaydi.

 Hâlâ öyle. Çok matrak, karmakarisik bir semt.

 Yan tarafimizda Konyali, öbür tarafta Rum, arkada Karadenizli komsularimiz vardi... Çok zengin bir insan malzemesinin içinde yetistim. Bazi insanlarin gözlem yetenegi vardir. Elimde olmadan, baskalarinin dikkat etmedigi seyleri fark ediyordum sanirim.

  Ne gibi?

 Detaylar... Insanlar, konusma biçimleri hafizama kaydoldu. Oyuncu olmaya karar verince aklimda olaganüstü hikâyeler birikmisti. Mesela ‘Çiçek Abbas’taki bitirim, kötü minibüs soförü. Öyle adamlar çok gördüm. Zorlanmiyorum o karakteri oynarken, taniyorum çünkü. Üçkâgitçilari çok gördüm. ‘Banker Bilo’daki adamlari... Isviçre’de okumussunuzdur, çok iyi egitim almissinizdir ama halkla iliskiniz zayif oldugu için köy diye bir tek Kadiköy’ü bilirsiniz. Ögretmenlik de yaptim, o da çok zenginlestirdi beni.

  Dogu’da, degil mi?

 Mus’un köylerinde... Severek yaptim ama idealim degildi. Tek basima köyde kalinca, düsünecek zamanim oldu. Kararimi verdim, istifa ettim.

 Mus’ta yasamak zordu herhalde o zamanlar...

 Hayir, esas, oyunculuk zor oldu. Biz farkli yetistik. Zorluk bize ögretilmedi. “Bunu yapamam” diye bir sey bilmezdik. “Bu yapilacak!” denirdi, yapardik. Yoklugun ve mücadelenin getirdigi bir seydir. El bebek gül bebek büyümedigimiz için... Evde yemek var mi? Nasil yasayacagiz?Gelip köylerde duramayanlar da oldu ama benim için dogaldi. Benden kötü durumda olanlar vardi. Benim lojmanim var, maasim var. Yetinmek ve eldekinin degerini bilmek üzerine egitildik biz. O dönemin insani böyleydi. Ama simdi ayni Sener miyim? Tabii ki degilim.

  Bugün gidip Mus’taki o köyde yasayamaz misiniz?

 Genetik yapimda oldugu için hiçbir zorluk beni yildirmaz. Bu yüzden yedi sene “hayir” diyebiliyorum. “Her sene iki film yapabilirim, su kadar dizide oynayabilirim” diye hesap yapip; “Eyvah! Bu parayi kaybettim!” demiyorum. Bunlar aklima gelmez. Çünkü para kazansam da kötü bir iste mutlu olmam.

  “Her sey Badi Ekrem’le basladi” demissiniz. Nasil denk geldi?

 Önceleri sinemayi ciddiye almiyordum. Amacim tiyatroda bir yere gelmekti. Sehir tiyatrolarina girdim. Ek gelir için sinemaya yöneldim.

  Ertem Egilmez kesfetmis sizi. “Dâhi” diyorsunuz ona.

 Neredeyse... Karakter olarak çok sivriydi. Zekâsiyla o sivriligini dengelemeye çalisirdi. Türk halkini bu kadar iyi okuyan, iyi taniyan baska birini görmedim.

  Kemal Sunal, Münir Özkul, Adile Nasit, Tarik Akan; bütün yildizlari toplamis. Nasil bir ortam vardi Arzu Film’de?

 Senaryo grubunun basi Yavuz (Turgul), Sadik Sendil ve digerleri... Hepsinin basi Ertem Abi... Büyük coskular, kavgalar... Tabii sanatsal kavgalardi bunlar; “Bir insanin basina bu gelince, öyle davranmaz, böyle davranir” gibi. Senaryo nasil olusturulur, ne kadar önemlidir, bütün bildiklerimi orada ögrendim. Senaryo diye tutturmamin sebebi de Ertem Egilmez ekolünde yetismemdir.

  Geçenlerde bir kanalda ‘Hababam Sinifi’na rastladim, basindan sonuna kadar izledim. Bininci kere izledim ama gözlerim yasardi yine. Siz arada izliyor musunuz o filmleri?

 Tabii, tabii, kanallar eski filmleri verdigi için rastlarsam izliyorum.

  En çok hangisini izlemekten zevk aliyorsunuz?

 “Ayirt edemem” klise bir cevaptir ama benimkinde gerçeklik payi var. Çünkü o rolleri hep kendim seçerek oynadim. Seçmedigim hiçbir projede yer almadim.

  Ertem Egilmez’e ‘Namuslu’da rol almak için hafif rest çekmissiniz. “Gerekirse bir daha basrol oynamam ama bunu çekecegim” demissiniz.

 Evet. Bu Ertem’e denmez. Çok baskin bir karakter. Arzu Film’in tek adami, bu laf söylenmezdi.


‘Badi Ekrem’ gibi saf mizahi karakterlerden uzaklasmak mi istediniz?

Benim derdim oyunculuktu. Bazisinin “Bu dünyada güzel bir yuva kurayim” gibi bir duygusu vardir. Bende de vardi ama beceremedim. Iki evliligim var geride! Ben oyunculugu seçtim, kararlarim bununla ilgiliydi.

 Ertem Egilmez’in toplumu çok iyi okudugunu söylediniz. Bugünkü komedi furyasina nasil bakiyorsunuz? ‘Recep Ivedik’i, bu hafta vizyona giren ‘OHA Diyorum’ gibi filmleri izliyor musunuz?

 Çok elestirel ve mesafeli yaklasmiyorum. Sinema genis bir alan. Porno da çekilir, siyasi film de, ask filmi de... Bunu küçümseyemeyiz, yargilayamayiz.

 Eskiden “Bu kadar da suyunu çikarmayalim, ayiptir” filan denir miydi?

 Insan yapisi degismez. Öyle diyen de vardi, demeyen de.

 Arzu film efsanesi

 “Senaryo nasil olusturulur, ne kadar önemlidir, bütün bildiklerimi orada ögrendim. Senaryo diye tutturmamin sebebi de Ertem Egilmez ekolünde yetismemdir.”

 Manhattan’da daire alabilirim, her gece bir yerde gezebilirim.

Ama bunlarin içimdeki safligi, heyecani yok edecegini saniyorum

Dostluk, vefa konusu hep var filmlerinizde. Hayat size bu anlamda nasil davrandi?

Derler ya “Ben hiç degismedim”... Degismisimdir. Ün, söhret, para... Degistirmemesi mümkün degildir. Ama bu ünvanlarin altinda ezilmek istemiyorum. Beni yönlendirmesini istemiyorum. Içimdeki çocuk diyelim -klasik olsun- onu korumaya çalisiyorum. Çünkü benim yaraticiligimi ve oyunculugumu o çocuk tetikliyor. Istesem çok lüks yerlerde oturabilirim, her gece bir yerlerde dolasabilirim, medyatik yerlerde görünürüm, Manhattan’da dairem olabilir. Bunlar beni zerre kadar ilgilendirmiyor. Tersine böyle bir yasam biçiminin bendeki safligi ve içimdeki heyecani yok edecegini saniyorum. Çünkü bozulmamak mümkün degil.

 Dostluklarinizi koruyabildiniz mi?

 Tek tarafli dostluga inanmiyorum. Sen onun için üzülüyorsan o da senin için üzülebilmeli. Böylelerinin sayisi çok az. Zaten çok olmasinin bir yarari da yok. Birkaç siki dostum var.

 "Kemal Sunal’in isi benden zordu; o gerçek stardir"

 Kemal Sunal’la ilgili “O kadar ünlüydü ki sokakta yürüyemeyecek haldeydi. O yüzden yüzünde asik bir maskeyle dolasirdi” demissiniz. Siz nasil basa çiktiniz ‘ünlü olmak’la?

Kemal’in isi benden zordu. O gerçek stardir. Yani senaryoya, hikâyeye bakmadan, sirf ismi var diye filmine gidilen adamdi... Seyircisini yaniltmadi zaten, bekleneni hep verdi. Yoksul, ezik, fakat toplumun ortak bilgeligini, kurnazligini tasiyan tiplerdi. Hikâyenin sonunda zafer onundu. Bu formülü bütün filmlerinde kullandi. Bu avantajliydi; seyirci ne görecegini tahmin edebiliyordu ama ‘Inek Saban’ gibi tiplemeler üzerine yapisti. Halk ona ‘Salako’, ‘Saban’ diye bagiriyordu. E Kemal o degil! Canlandirdigi karakterler bunlar. Tabii ki rahatsiz oluyordu.

 Size bu olmadi mi?

Ben bunu kirdim. Eger ‘Namuslu’daki dönüsüm olmasaydi ben de ‘Bilo’ diye, ‘Banker Maho’ diye dolasirdim. O roller yapisip kalacakti. Çok büyük riskti ama. Kimse starken bu riske girmez. Seyirci kabullenmeyebilirdi.

 Bu seçimi sirf sokakta rahat yürümek için mi yaptiniz?

Oyunculugumun baska yönlerini de göstermek istedim. Zipir karakter Badi Ekrem, sonra üçkâgitçi Maho tiplemesi... E peki de oyunculuk hayalim bu degil. Ben Eskiya’yi da oynamak isiyorum, Muhsin Bey’i de. Bu degisimi yapmasaydim olmazdi. Bu yüzden sokakta beni gören adamin aklindan bütün filmler geçiyor ama bana ne diyecegini kestiremiyor.

Geziyor musunuz gerçekten sokakta rahat rahat?

 Ben metroda dolasiyorum, biniyorum.

 Sapkali fotograflarinizi görüyorum bazen. Ise yariyor mu?

 Evet takiyorum ama mesele o degil. Beden dilinizin halka ait olmasi lazim. Ne yapsaniz, bulundugunuz siniftan çikamiyorsunuz iste. Oyuncularin afra tafrali, starlarin tepeden bakisi... Bunlar hazmedilmemis unvanlar. Ben zaten halkin içinden geldigim için ‘Sener Sen’ adi beni pek etkilemiyor. Siradan bir vatandas gibi gezebiliyorum. Metroya bindigim zaman omuzlarim diger insanlar gibi çökük. Onlar kadar yorgunum. Bu yüzden fark edilmiyorum. “Bizden biri” diyorlar. Seni fark etmeleri için oralarda afra tafrali dolasman lazim.

 Günleriniz nasil geçer?

 Hayat o kadar zengin ki. Bir ömre sigmayacak kadar renk var! Yedi yil çalismadim ama kendimi zenginlestirmekle ugrastim. Okudum, gezdim, izledim. Ana meselem sinemaydi. Hangi filmi yapabiliriz? Nasil iyi bir proje buluruz? Bunlar sizi ayakta tutan seyler.

 Dizi izler misiniz?

Bazen gözüm takiliyor. Üç saat boyunca bir filmin geceye yayilmasi dogalligi ve oyunculugu bozuyor. Herkes zaman doldurmaya çalisiyor. Buna ragmen halkin begendigi, basarili dizileri kutluyorum. O kosullarda nasil yapiyorlar, zor is.

 Izlemekten zevk aldiginiz oyuncular var mi?

 Ben kendimi de begenmiyorum, bu isin sonu yok. Daha canlandirmadigim karakterler, göstermedigim yanlarim var. Onlarin da ortaya çikmasini saglayacak filmleri bekliyorum.

 "Nuri Bilge’nin sinema tarzini sever miyim? Sevmem"

 Yavuz Turgul çok iyi bir sinemaci ama baskalari da var. Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz vs. Onlarla çalismak istemez misiniz?

 Onlardan öneri gelmedi. Ben hiç kimseyi ayirt etmiyorum.

 Peki bu yönetmenlerin sinemasini nasil buluyorsunuz?

 Mesela Nuri Bilge Ceylan çok kendine özgü bir sinemaci ve sinemasini bütün dünyaya kabul ettirdi. Bu bir tarz. Ama “Sen o tarzi seviyor musun?” desen, sevmem.

 Neden? Duragan mi geliyor?

 Onu elestirmeye benim bilgim yetmez. Bir sey diyemem, hakkim yok. Ben kendi sinema anlayisima göre bir hikâyenin dogru düzgün anlatilmasindan yanayim. Bu klasik bir yapidir. Kirilabilir de. Öyle bir öykü gelir ki onu da oynayabilirim. Simdiki begeni düzeyim –seneye belki degisir- Yavuz’un bu hikâyesi. Bana iyi gelen hikâye... Ölçü bu.

 ‘Babam ve Oglum’daki Çetin Tekindor’un rolü önce size gelmis, istememissiniz. Dogru mu?

O kadar çok sey geldi ki. Ben istemedim diye hayat duracak degil ya. Evet, o da geldi ama baskalari da geldi. Burada kriter, benim, kendimim. Bazen begendigim bir senaryo oluyor ama kendimi o rolde görmüyorum. Bizim gibi afra tafrali bir toplumda bu pek söylenmez, “Ben bu rolü kivirabilir miyim” sorgulamasi yapilmaz. Ama ben neyi becerip beceremeyecegimi bilirim.

 "Düsmanlik körükleniyor; gidis iyi bir gidis degil!"

 Gelelim günümüz Türkiye’sine... Geçen yil Cumhurbaskanligi Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü aldiniz. Ne htiniz?

 Ismet Pasa’dan bu yana her dönemi hatirliyorum. Bu ödülü Demirel döneminde de aldik. O zaman ‘Devlet Sanatçiligi’ydi adi. Türkiye çok tuhaf bir noktaya geldi. Toplum o kadar ayristirildi, düsman haline getirildi ki akla gelen ilk sey “Sen o taraftan misin, bu taraftan mi?” oluyor. Bunda siyasilerin büyük payi var. Kimsenin kimseyi dinlemeye, görmeye tahammülü yok. Herkes istedigi dünya görüsünde olabilir. Bunun mücadelesinin medeni ölçüleri var. Düsmanlik körüklenerek ülke bu hale getirilmez.

 Konusmanizi “Bu ödülü toplumsal barisimiza bir katkisi olmasi umudu ile kabul ediyorum” diye bitirdiniz. Yani biraz mesafe koydunuz. Yine de ödülü kabul ettiginiz için “Sener Sen benim için öldü” diyenler oldu.

Ilk akla gelen, öbür tarafla bir araya gelmemek. O taraf da seninle bir araya gelmek istemiyor. Ülke bir tane! Biz ne yapacagiz? Siyasilerin önderliginde seviye o kadar düsürüldü ki. Tartisma zemini kaydi, gitti, yok oldu. Yeralti dünyasinin deyimleriyle konusuluyor. Bunlar siyaset biliminin terminolojisinde yok ama büyük bir hayran kitlesi var. ‘Racon kesme’ diye bir sey var. Herkes buna özeniyor. Gidis iyi bir gidis degil. Saglikli bir toplum yapisi yok.

 Bu yilki Cumhurbaskanligi Kültür ve Sanat Ödülü’nü de Yavuz Turgul aldi. Yine birbirinizden ayrilamadiniz!

 Bunu veren kurul herhalde ince eleyip sik dokuyor, bunu saka olsun diye yapmamislardir. Yavuz bunu hak eden biridir.

 Aranizda esprisi yapildi mi?

 Tabii, diger arkadaslarla konustuk, onlari da tesvik ettik. “Siz de bizim gibi olun, siz de seneye alin” dedik.