Yazı Detayı
12 Ağustos 2018 - Pazar 15:29
 
Çin’in dünyayı yeniden şekillendirme planları
Kubilay Kaptan
kaptankubilay@gmail.com
 
 

Olimpiyatlar ev sahibi ülke için her zaman bir spor aktivitesinden daha fazlası olmuştur. Bu tespitin en iyi örneği Çin’dir. Olimpiyatlar, dünyanın en köklü ve ileri medeniyetlerinden biri olan Çin’in, dünyanın en büyük ekonomik güçlerinden biri olduğunu ilan etmesi için kullanılmıştı.

8 Ağustos 2008'de, adı şimdiden Pekin'le özdeşleşen Olimpiyat Stadyumu'nun açılış töreniyle başlayan Olimpiyatlar toplamda, Lüksemburg’un toplam yüzölçümüne eşit bir büyüklüğe; 2.000 kilometrelik bir alana yayılmıştı. Üç milyon metreküp brüt hacmi ile dünyanın en büyük kapalı alanı olarak kabul edilen, aynı zamanda yapımında kullanılan 110.000 ton çelik ile dünyanın en büyük çelik yapısı unvanını da elinde bulunduran Pekin Ulusal Stadyumu’nun (Kuş Yuvası) 208 milyon sterline mal olmasının yanında, üç bin yıllık tarihi kent Pekin'de Olimpiyatlar için harcanan para 35 milyar sterlini bulmuştu.

Bu yazının yazıldığı tarihten (12 Ağustos 2018) dört gün önce, 8 Ağustos’ta, Çin’i tanıyanlar için ilginç sayılmayacak bir gelişme yaşandı; Çin Hükümeti, Kuş Yuvası’nın sanat danışmanlığını yapmış olan Dünyaca ünlü sanatçı ve aktivist Ai Weiwei'nin birçok eserini tuttuğu Çin'deki ana stüdyosunu yıktı. Hükümet herhangi bir gerekçe göstermese de bu yıkımın nedeninin Ai Weiwei’nin Çin'deki insan hakları ihlalleri ve yolsuzlukları eleştirmesi olduğu açık. 2011 yılında Çin'de 81 gün hapis yatan Ai, 2015 yılından bu yana Almanya'da yaşıyor.

Bu yıkımla simgeleşen diktatörlük izlerinin, dünyanın en kalabalık ülkesinin, kendinden emin görünen ancak paranoyak olan ve aynı zamanda dünyanın geri kalanının ne düşündüğünü neredeyse hiç önemsemeyen Başkan Xi Jinping yönetiminde nasıl evrimleştiğinin en son işaretiydi.

Bir zamanlar Çinli liderler, Batı’yla açık bir şekilde flört ederken, şimdi kendilerini farklı bir rotada görüyorlar. Geçtiğimiz ay dünyanın en büyük gelişmekte olan ekonomilerinin liderlerinin katıldığı, Johannesburg'da düzenlenen BRICS zirvesinde Xi Jinping, Çin'in Batı kapitalist demokrasilerinden farklı bir vizyona sahip olduğunu belirtti.

Xi bu konuşmayı yaparken, Güney Çin Denizi'nde ve ötesinde, Pekin ordusu daha da iddialı hale gelmiş durumdaydı. Aynı zamanda, Çin'in küresel kara ve deniz ticaret rotalarını yeniden düzenlemeyi amaçlayan, milyarlarca dolarlık küresel altyapı yatırımları, hem Pekin'in uluslararası nüfuzunu artırdı hem de bazı sıkıntılara yol açtı. Kolombiya ve Malezya gibi ülkelerdeki yerel politikacılar ve hükümetler, büyük Çin projelerinden çekildiklerini açıkladı.

Pekin’in ayrıca, ABD Başkanı Donald Trump ile olan ilişkilerinde giderek artan bir şekilde inisiyatif almaya çalıştığı görülüyor. Dışarda bunlar yaşanırken kendi içinde, Pekin’in Komünist Parti yöneticileri, muhalif ve azınlık gruplarına yönelik artan baskıları nedeniyle eleştirildiklerinde sinirlilik belirtileri gösteriyorlar.

In its northwestern Xinjiang province, Beijing’s clampdown against the Muslim Uighur minority has seen between 100,000 and 1,000,000 imprisoned in “reeducation camps,” described by rights monitors as probably the world’s largest mass incarceration program. Xi’s high-profile anticorruption crackdown has seen hundreds, probably thousands arrested, including senior Communists party and business figures. In both cases, China has been keen to use its international clout to help support the clampdown, pressuring a host of other nations to deport those it wishes to arrest or seize their assets.

Pekin, Kuzeybatı Sincan eyaletinde yaşayan Müslüman Uygur azınlığından 100.000 ila 1.000.000 arasındaki kişiyi, muhtemelen dünyanın en büyük kitle hapsetme programı olan, “Yeniden Eğitim Kampları Programı” adı altında hapis cezasına çarptırdı. Xi'nin yaratmaya çalıştığı “yüksek profil”in yolsuzlukla mücadele çatlağı, komünist parti ve işadamları da dahil olmak üzere binlerce kişinin tutuklanması, insan hakları ihlalleri, seçimlerde yaşanan usulsüzlükler nedeniyle dağıldığı ve daha da kötü olan, Çin’in uluslararası nüfuzunu bu tür yasal olmayan işlere perde olması için kullandığı ortada.

Bu da beraberinde kendi sorunlarını yaratıyor. Raporlara göre, Pekin’in Trump yönetimini anlama ve tarife savaşında önde gitme girişimleri, kendi dış politika uzmanlarının isteksizliği ve düşünce kuruluşlarının güçlü şahsiyetlere dürüst ve açık tavsiyeler verme konusunda yaşadıkları çekinceler nedeniyle başarısızlığa uğruyor. Buna ek olarak, Çin hükümet danışmanları ve akademisyenleri artık seyahat kısıtlamaları ile karşı karşıya kalıyor. Pekin, yalnızca ülkeyi yalnızca birkaç günlüğüne terk etmelerine izin vererek, bu kişilerin Çin'in ötesindeki dünyayı anlama çabalarını daha da karmaşık hale getiriyor.

Bununla birlikte, yerel sorunlar ve uluslararası eleştiriler, Çin’in dünyayı yeniden şekillendirmek için planlarını sürdürmeye yönelik coşkusunu yoğunlaştırıyor gibi görünüyor. ABD ve Avrupa ülkeleri kendi iç siyasi ve ekonomik krizleriyle boğuşurken, Pekin, hem farklı hem daha sürdürülebilir bir yöntem sunabileceğini düşünüyor olabilir.

Kuzey Kore'ye gelince, hem Çin hem de Trump yönetimi, Kim Jong Un'u, daha güçlü kuzey komşusu gibi, dünyanın en fazla tecrit edilmiş toplumunu ve acımasız diktatörlük hükümet sistemini önemli ölçüde değiştirmeden küresel ekonomiyle bütünleşebileceğine ikna etmeye çalıştı.  

Zimbabve'de, Çin'in ekonomik ve askeri danışmanlarının, uzun süredir başkanlık yapan Robert Mugabe yerine yardımcısı Emmerson Mnangagwa’nın seçilmesine yardım ettikleri görüldü. (Mnangagwa, şiddet ve sahtekarlık iddialarıyla gölgelenen 30 Temmuz seçimlerinde, Zimbabve'nin başkanlığını kazandı.) Ayrıca, dünyanın en büyük silah ihracatçılarından bir tanesi olan Çin, otoriter hükümetlere desteğini artırıyor. Ortadoğu ülkelerine, ekonomilerini ve “sosyal istikrar”ı geliştirmek için verdikleri milyarlarca dolarlık bu destek hükümetlerin bazen azınlıkları kontrol altında tutabilmelerine yardım etmek için verilen bir taahhüt olarak görülüyor.

Sindirme politikası, Çin’in ilk seçim aracı haline gelmiş gibi görünüyor. Çin, bu sene, uluslararası havayollarını “haydut bir eyalet” olarak tanımladığı Tavyan’ı uçuş listelerinden çıkarmak için zorladı. Uluslararası havayolu şirketleri, bu zorlamaya ABD Dışişleri Bakanlığı üzerinden karşı çıkmaya çalıştı.

Kaçınılmaz olarak, bu yaklaşım karışık sonuçlar doğurmaktadır. Sahra altı Afrika'da, Latin Amerika'da ve diğer gelişmekte olan pazarda, Pekin’in ham ekonomik gücü -çoğu zaman yozlaşmış yerel yönetimlerle çalışma isteğiyle birleştiğinde- erişimi satın almaya devam ediyor. Güney Afrika'da, Çin hükümetin baskısı nedeniyle kendi iş gücünü ithal etmekten büyük ölçüde kaçınmaya başladı. Çin'in göçmen işçi nüfusu, Zambiya ve Angola dahil olmak üzere bir dizi küçük ülkede yüksek olmasına rağmen, geçtiğimiz yıl resmi Çin verileri, kıtanın ekonomik yavaşlamaya girmesi sebebiyle, bu nüfusun bir kısmının evlerine geri dönmek istediğini gösterdi.

Geçtiğimiz ay, Malezya büyük bir yolsuzluk skandalı sonrasında, başta altyapı olmak üzere 22 milyar dolarlık Çin yatırımını askıya aldı. Latin Amerika'da Pekin, Brezilya, Şili ve Peru dahil olmak üzere birçok ülkede en büyük yatırımcı olarak Amerika Birleşik Devletleri'nin yerini aldı. Ancak bölgenin Trump yönetimi ile ilgili hayal kırıklığına uğramasına rağmen, Çin'e yaklaşma konusunda uzun zamandır süren çekincelerin devam ettiği de görülüyor. Nikaragua’da bu yıl bir Çin kanalı projesine karşı önemli protestolar yaşadı. Pek çok konuda Pekin’in diplomatik ve askeri müttefiki olan Rusya’nın bile, özellikle Orta Asya’da Çin’in genişlemesiyle ilgili endişeleri var.

Çin’in Komünist Parti yöneticileri özellikle bu konuda endişe duymayabilir. Son on yılda, sevilmekten çok korkulmayı tercih ettiklerine açıkça karar vermiş durumdalar.

 

Dr. Kubilay Kaptan

12.08.2018

 
Etiketler: Çin’in, dünyayı, yeniden, şekillendirme, planları,
Yorumlar
Haber Yazılımı